İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkacak yerli işbirlikçiyi belirledi… Bu işbirlikçi, Mustafa Kemal….!

##İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkacak yerli işbirlikçiyi belirledi… Bu işbirlikçi, Mustafa Kemal…

LORD CURZON, ENİŞTESİ RAWLİNSON ELİYLE

MUSTAFA KEMAL’E TEKLİF YAPTI: „OSMANLI

İMPARATORLUĞU’NU YIKARSAN ARKANDAYIZ“

29 Kasım 1919. 100 yıl önce bugün. Daha önce defalarca Erzurum’a gelen İngiliz istihbarat subayı Albay Rawlinson (oturanlardan ortadaki), üç gün önce 26 Kasım’da Erzurum’a bir kere daha geldi. (Bu defa Londra’dan geldi) Eski İran konsolosluğu binasına yerleşti. Önceki gün, 27 Kasım’da Kazım Karabekir ile görüşme yaptı. Londra’dan, Lord Curzon’dan (Soldaki fotoğraf) almış olduğu talimatları Karabekir’e bildirdi. Mustafa Kemal ile görüşmek isteğini yineledi. Karabekir, Mustafa Kemal’in Sivas’a, oradan da Ankara’ya gittiğini söyledi. Teklifini kendisine ileteceğini, ancak kış sebebiyle Ankara-Erzurum yolculuğunun mümkün olmadığını bildirmiştir.

Bu görüşmede Karabekir, Avrupa ile özellikle İngiltere ile dostluk kurmayı daha çok istediklerini söylemiştir. 20’nci Kolordu Kumandanlığı aracılığıyla Kazım Karabekir, durumu ve görüşmeyi teferruatlı bir şekilde 28 Kasım 1919’da, Mustafa Kemal Paşa’ya şifre telgrafla bildirmiştir. Bu telgrafta özetle; Rawlinson’un görünürde 13’üncü ve 15’inci kolordularda mütareke şartlarının yerine getirilip getirilmediğini araştırdığı, ancak asıl amacının ise, dikkat çekmeden Karabekir’den sonra Mustafa Kemal ile görüşmek olduğunu belirtmiştir. Onun Londra’dan getirdiği Barış Teklifi’ni Mustafa Kemal’e iletmiştir.

Kısaca tekrar edecek olursak, Kazım Karabekir, “İstiklal Harbimizin Esasları” adlı kitabında Mustafa Kemal’e aktardığı bu İngiliz teklifini şöyle nakleder (Albay Rawlinson, Karabekir’e şöyle demiştir):

“1-) Şimdiye kadar sulh yapmadığımızın sebebi, Türkiye’de kuvvetli bir hükümet görmediğimizdendir. Hakiki İngiliz dostu olacak simalarla anlaşmak istiyoruz. Mustafa Kemal Paşa sulh konferansında bulunsun veyahut sulh mukarreratına (kararlar) mutabık kalsın.

2-) Endişemiz Türkiye’nin yine bir gün İngiltere’nin düşmanları tarafına geçivermesidir. Padişah hükümeti bunu yapabilir. Artık krallık ve imparatorluk modası geçmiştir. Birçok debdebe ve masraf yerine millet kendi işini kendi gören cumhuriyete taraftardır. Bizim de padişahı, hükümet ve siyasete karıştırmayıp halife olarak istediği yerde oturmasına taraftar olmaklığımız. (vardır)

3-) Gerçi İstanbul bir Türk şehri olarak kabul olunmuştur. Ancak Çanakkale itilâf devletleri tarafından işgal olunacak. (İhtimal İstanbul etrafında da itilâf askeri bulunur.) Zaten Türkiye bir Asya devletidir, İstanbul bir köşedir. Anadolu’nun idaresi ve terakkiye sevki (ilerlemeye yöneltilmesi) İstanbul’dan gayri mümkündür. Bu hususta ne düşünüyorsunuz? Meselâ Bursa’da olacak bir hükümet serbesttir.”

Albay Rawlinson, Kazım Karabekir’e şunları da söylemiştir:

“İtalyanlar ile Yunanlılar anlaşmışlardır. İtalyanlar parasızlık, Yunanlılar da şarlatanlıkları nedeniyle savaşı sürdüremezler. Bolşevikler de on yıl daha kendilerini toparlayamazlar. İzmir için ısrar edenler çoksa da, Yunanlıların ne parası var, ne adamı. Biz de bütün kuvvetlerimizi çektik, İngiliz efkârı Yunanlıların aleyhine dönmüştür. Nasıl olsa İzmir’den çıkartılacaklardır. İzmir’in tahliyesi ile beraber Antalya ve Adana da kolaylıkla tahliye olur. Ermenilerin kendi taraflarında dahi hükümet teşkil etmeleri zordur. Ben hududun (Ermeni sınırı) Aras nehrinden geçmesini teklif ettim. Pontus falan da yoktur. Rumların ne şarlatan millet olduklarını bilirsiniz. Başvekilimizin bir mülakatta söylediği ‘Türkiye’de zayıf hükümetin nihayet bulmasını görmek isteriz.’ tezini bazı gazeteler ‘Zayıf Türkiye’nin nihayet bulması.’ gibi yazdılar. Başvekil maksadının bu olmadığını hassaten söyledi. İngiltere, iktisaden de size büyük yardım yapacak.” ( K. Karabekir, İstiklal Harbimizin Esasları, s.384 ve devamı)

YASAR GORENDEN ALINTIDIR

Türk Tarih Kurumu, T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve itiraflar ile toplam 23 Kaynakla.

Şalcı Bacı (Şöhret Kadın)

Şalcı Bacı neden asıldı?

Komutan bütün idamlıklara ’son isteğiniz varmıdır‘ diyor. Hepsi abdest alip namaz kılmak istedi. Ancak bir sorun vardı. Komutandan kelepçelerin çıkarılmasını istediler. Çünkü kelepçeler iki eli önden birleştiriyor ve her iki ayağı ayrı ayrı sarıyordu. İzin verilmedi.

Hal böyle olunca idamlıklar biribirlerine yardım etti, bir şekilde abdest aldılar. Ancak Şalcı Bacı kadındı, çarşaflıydı. Komutan onun kelepçelerinin açılmasına izin verdi. Abdest aldıktan sonra ellerini tekrar kelepçe için uzattı.

Ethem usta imam olarak öne geçti. Hemen sağda kurulu ilk darağacında Çulfa Mahmut Nedim Efendi’nin cesedi hâlâ sallanıyordu. Ethem Usta doğruca karşıya baktı. Diğer beş kişi arkasına tek sıra dizildi. Bir ara gözü Şalcı Bacı’ya ilişti. Kadındı. Erkekler le aynı sırada değildi. Hemen iki adım arkasında tek başına saf tutmuştu.

Ne zor !

İdamlık kadın olup bir başına saf tutmak…

Ne zor !

Sallanacağın darağacına secde yapmak…

Ne zor!

Gömüleceği toprağa secde etmek…

Ancak bir sorun daha vardı. Şalcı Bacı Kadındı, üstelik çarşaflıydı. Bu şekilde asılması infiale sebep olabilirdi. Halk galeyana gelebilirdi.

Tatar Hasan Paşa seslendi:

„ÇARŞAFI BAŞINDAN ÇIKAR“

„Ben bugüne kadar başımdan çarşafı çıkarmadım. Bir başına bir dul kadın olarak namusumu hep korudum.

Bundan sonrada çıkarmam.“

„Sen bilirsin o zaman“

Tatar Hasan Paşa yanındaki askere emretti:

„BİR UN ÇUVALI GETİRİN“

NOT: Bu olay bugün yaşanmış olsa, ki Allah göstermesin. Ve bir emir alan Asker olsam o an bir Ömer Halisdemir olurdum.

101 SAYISININ SIRRI !!!!!!!!!!

* David Rockefeller’in 101 yaşında ölmesi, oyun olabilir.

Matrix Filmi’nde Neo, Trinity, Morpheus, 101 nolu koridorda giderler, asansöre binerler, diğer boyuttan varlıklarla akraba olan Merovingien liderini yemek yerken bulurlar, tam o esnada Hz İsa’nın batı dünyasındaki imajına benzer bir kimse masadan uzaklaştırılmaktadır.

Neo yeni anlamına gelmektedir, Trinity üçleme (666, seküler, dünyevi) anlamına gelir, Morpheus ise Yunan mitolojisinde düşü temsil eder, bu karakterler Yeni Dünya Düzeni hayalini gerçekleştirmek için 101 nolu koridorda bulunmaktadır.

101 nolu koridordan giderler ve orada başka bilgilere sahip olan farklı boyuttaki kimseyle görüşürler, bu sırada Hz İsa sembolü uzaklaştırılmaktadır, filme göre bu kimse, gerçek olan Hz İsa’dır.

Gerçeğin yerini düşler, Münafıklar, false flag’ler, suni gıdalar, sanal oyunlar alır.

Gerçeklik yerini Deccal’in sistemine teslim etmiştir.

Deccal kelimesinin batı dillerindeki karşılığı Anti Christ’dir, Hristiyanlar’ın inancına göre, Deccal, Hz İsa olduğunu, onların deyimiyle Mesih olduğunu iddia edecektir.

Neo, Trinity ve Morpheus’un, Merovingien’i temsil eden şahısla görüştükleri yerin ismi Le Vrai Restaurant, Vrai, Fransızca’da Gerçek demektir.

Filmde masa başındaki şahıs, Merovingien soyunu temsil ediyor, Merovingienler, kendilerinin Hz İsa soyundan geldiklerini iddia ederlerdi, oysa bu kişilerin mavi kan adı verilen soyluluk derecesini almaları, diğer boyutlardaki varlıklarla iletişimleriyle alakalıydı.

101, aynı zamanda, Filistinliler’i öldürmek amacıyla Ariel Sharon’un kurduğu terörist çetenin adıdır.

101 sayısında, 11, Süleyman Tapınağı’nın kapısının iki kenarında bulunan ikiz sütunu (Jachin ve Boaz), 0 ise Süleyman Tapınağı’nın kapısını (Gate) temsil eder, geçit alanıdır, bu geçitte şeytanlar, negatif metafizik varlıklar bulunur.

ASCII (American Standard Code for Information Interchange, Bilgi Değişimi İçin Amerikan Standart Kodlama Sistemi), Latin alfabesi üzerine kurulu, yalnızca 1 ve 0 sayılarından oluşan 7 sayılı bir karakter kümesidir, bu kod sistemine göre her kümede 11 sayısı bulunur.

11 SAYISI, SİONİSTLER İÇİN ŞİRK’İN SEMBOLÜDÜR

9 Dünya

11 Deccal ve Şeytan demektir.

10 ise Tanrıdır. Kabala büyü ağacına göre, 9’dan 11’e atlayan kişiler, Allah’a bilerek ve isteyerek ortak koşan kişilerdir, yani Şirk Ehlidir. Bu kişiler, ruhunu şeytana satan, ahiretten hiçbir alacağı olmayan, ebedi Cehennem’de kalacak olan lanetli kişilerdir. 10’un Tanrı olmasının sebebi, normalde tüm sayıların başında 0 olan sayıların, 10’a yani 010’a geldiğinde başı ve sonu olmayan, 1 olan Allah manasının ortaya çıkmasıdır ve şeytan da Allah’ın bir olduğunun bilinmesini istememektedir. 011’e gelindiğinde şeytan, tekliği iptal ederek, kendisini Allah ile bir tutar. Buradaki Allah, ben Allah’ım diyecek olan Deccal’i temsil eder, çünkü Allah ile şeytanın bir olmasının yani aynı anda doğmasının mümkünü yoktur. Amerika’da 911 yardım telefonudur, yani 09110. Avrupa’da daha çok 110’dur, yani 0110. İsrail’in barkodu 729’dur, 7+2=9, 2+9=11.

9 ve 11’i Roma rakamlarıyla yazıp birleştirdiğinizde Sion yıldızı ortaya çıkar. Bu yıldız aslında Hz Davud’un mührüdür, 6’nın sürekli kendi içinde tekrar etmesinden oluşan büyülü bir semboldür, ancak günümüzde kötü amaçlar için kullanılmaktadır.

911, şeytana yapılan bir ritüeldir. Bu sayılara gizlenen olaylar, insanlar tarafından çok zor anlaşılmakta, böylelikle insanların uyutulması kolaylaştırılmaktadır. 911, bilinçaltına tersten lie, yani yalan kelimesi olarak kodlanır. Bununla insanlar, yalanı, gerçek zannetmeye alıştırılırlar.

İkiz Kule Saldırıları’nın tarihini düşünün 11.9.2001 yada İsrail barkodunu düşünün 729 (Numerolojisi 7+2=9 , 2+9=11). 11 Eylül Olayları’nın olduğu gün yüzlerce 911 şifrelenip şeytani bir ritüel oluşturuldu ve bu ritüelleri tespit edip kitap yazan Philip Marshall öldürüldü. Ayrıca o sene Güneş kendi çevresi etrafındaki 11 yıllık dönüşünü tamamlamıştı, önceki 1990’daydı, ilk kez Abd Meclisi’nde 11 Eylül 1990’da, Bush’un babası, Yeni Dünya Düzeni’nden bahsetti, 2001’den bir sonraki 2012’deydi, Londra Olimpiyatları’nda, sembollerle, bu düzenin Deccal’in hakim olduğu Sionist düzen olacağı belirtildi. Sırada 2023 var, 2023’te Güneş yine 11 yıllık dönüşünü tamamlayacak, o tarihe yakın Deccal’in gelmesi bekleniyor. İlluminati, Deccal’e yardım etmek, Hz Mehdi ve Hz İsa’yı engellemek için Şirk Ehli Sionistlerce ortaya çıkarılmış bir sistemdir.

PKK’nın numerolojisi de 11’dir. P (16. harf), K (11. harf). 1+6+1+1+1+1= 11. Bu da PKK’nın İsrail menşeli bir kurum olduğunu gösterir.

Sionistler, 11 sayısını, İsrail’in birliği olarak anlatırlar.

Padişahın huzurunda

yere atılıp üstüne tükürülen

“Yahudi dininin sembolü olan şapka”,

M. Kamal tarafından

Müslüman milletin başına

kanun zoruyla geçirilmiştir.

Karşı çıkanlar ise dar ağaçlarında

sallandırılmışlardır.

Acaba M. Kamal,

Müslüman millete zorla şapka giydirmekle

Sabetay Sevi’nin intikamını mı alıyordu?

25 Kasım 1925 tarihinde,

‘Muasır medeniyet yolunda’

Şapka İnkılâbı gerçekleşti.

Herkes şapka takmaya zorlandı.

Bu konu için, binlerce kişiyi astıran

Fransız İstiklal Mahkemeleri’nden

örnek alındığı söylenen

İstiklal Mahkemeleri tekrar kuruldu.

Aynı milli(!) kanunlarımız gibi.

17 Şubat 1926’da

İsviçre Medeni Kanunu’nun

tercüme edilmesiyle kabul edilen

Türk Medeni Kanunu

ve 1 Mart 1926’da

İtalya Ceza Kanunu’nun

tercüme edilmesiyle kabul edilen

Türk Ceza Kanunu’ndan bahsediyorum.(1)

ŞAPKA VE İSTİKLAL

MAHKEMELERİNE DAİR ,

Milli Mücadele döneminde

ve Cumhuriyetin ilanından sonra

olmak üzere iki kez kurulmuştu.

İkincisi 1925-27 yılları arasında faaliyet gösterdi.

Araştırmacı Ergün Aybars

bu mahkemeleri şöyle tarif ediyor:

“Kararların temyizi yoktu.

Mahkemeler kararlarını

vicdani kanaatlerine göre verirlerdi.

Kararın verilmesi için delile gerek yoktu.”

Bunu mahkemenin üyelerinden

biri olan Lütfi Müfit Bey,

Savcı Süreyya Bey’e şu şekilde belirtiyor:

“Bizim milli bir gayemiz var.

O gayeye varmak için

ara sıra kanunun üstüne çıkarız…”(2)

Örneğin

Mahkeme Reisi Ali Çetinkaya,

( nam-ı diğer Kel Ali )

İskilipli Atıf Hoca’yı,

hükümetten izin alarak yazmış olduğu

Frenk Mukallitliği adlı risalesinden dolayı

savcının üç yıl ceza istemesine rağmen

idama mahkûm eder.(3)

Bu olay Mesut Uçakan’ın yönettiği

Kelebekler Sonsuza Uçar filminde

bir avukatın üzerinden anlatılır.

İzlemeyenlere filmi şiddetle tavsiye ediyorum.

Hele ki halktan tipleri anlatan sade filmleri sevenler için…

İskilipli Atıf hoca yargılanırken

bir ara savcı sarığından ve dini kıyafetinden

bez parçası diye bahseder.

Atıf Hoca bunun üzerine duvardaki bayrağı göstererek;

“İşte o da bez, hadi indirip yırtsana!”der.(4)

Filmde bu sahne farklı anlatılır.

Mahkeme Reisi Ali Çetinkaya,

“o başındaki de bez, şapka da bez

onu çıkarıp bunu taksan ne olur?” diye sorar.

Atıf Hoca bunun üzerine:

“Reis Bey, arkanızdaki

Türk bayrağı da bez,

İngiliz bayrağı da bez.

Onu indirip diğerini assanız ne olur?”

sorusuyla cevabını verir.

Şimdi burada Ali Çetinkaya ile

bir gazeteci arasında geçen

ilginç bir şapka vak’asına değinmezsek olmaz.

Atatürk, şapkayı ilk kez Kastamonu’da

başına geçirmiştir ve devrimin bir parçası olarak

düşündüğü bu yeniliği yerleştirmek için

trene binip Ankara’ya hareket eder.

Ankara’da pek kimsenin haberi yoktur.

Dönemin Vakit gazetesinde çalışan

gazeteci Mecdi bey,

bir şekilde bundan haberdar olmayı başarmıştır.

Binbir zahmetle bir şapka ayarlayıp,

Atatürk’ü bu şekilde karşılamak ister.

İstasyon yolunda eski meclis binasının

önünden geçerken meclisin balkonunda oturan

Afyonkarahisar milletvekili Ali Çetinkaya

kendisini görüp huzuruna çağırtır.

“bu gavur şapkasını giymekten utanmıyor musun?” der

ve onu zindana attırır.

Bir süre sonra

Atatürk’ün Kastamonu’da

ilk kez halkın karşısına şapkayla çıktığı haberini alan

Ali Çetinkaya, parlak bir fikir(!) bulur.

“Bana Mecdi’nin şapkasını getirin;

ama kendisi içeride kalsın”diye emreder

ve Atatürk’ü bu şapkayla karşılar(5)

İki döneminde İstiklal Mahkemelerince

o kadar çok insan asılmıştır ki

sadece Kara Ali adlı bir cellâdın astığı kişi sayısı

beş binden fazladır ve bu konu

“Ankara’da ip kıtlığı baş göstermiştir.

İpsiz kalanların Ankara İstiklal Mahkemelerine müracaatı…

” diye mizahın en koyu renklerinin diline düşmüştür.(6)

Şapka ile ilgili ise

İbrahim Refik’in kitabından şu kısmı aktaralım:

“Falih Rıfkı Atay’ın ifadeleri içinde:

‘Müslümanlar,

Hristiyanların iyisine makul kefere,

kötüsüne gâvur,

beterine şapkalı gâvur’

denildiği bir dönemde,

25 Kasım 1925 tarihinde

şapka inkılâbının yapıldığını

ve bu inkılâba karşı geldikleri için

57 kişinin idam edildiğini…

İngiliz araştırmacı yazar Paneth’in,

‘Turkey at the Grossroads’ isimli kitabında

o günler ile alakalı olarak:

‘Avrupa şapka imalatçıları altın günler yaşadılar.

Gemiler dolusu fötr,

panama,

kasket ne varsa İstanbul’a gönderildi.

İtalyan Borsalino kardeşlerin

şapka yüklü gemisi İstanbul limanında idi zaten.

Şapkanın gündeme gelmesi ile birlikte,

geminin yükü alelacele gümrükten geçirildi.

Borsalino kardeşler bu işten büyük kâr elde ettiler…

İstanbul’da erkeklerin kafalarında kağıt şapkalar,

hatta kadın şapkaları bile vardı…’ diye yazdığını…

Şapka almakta zorluk çeken memurlara

hükümetin taksitle borç para verdiğini

ve bu ilk devrim hareketine,

yine devrimlerin savunucularından biri olan

Halide Edip Adıvar’ın:

‘Şapka kanunu devrimlerin

en beyhude ve en sathisidir.

Bu kanuna sokaktaki adamın karşı çıkması,

onu yapanlardan daha batılı bir davranıştır.’

Diye tepki gösterdiğini…”(7)

Şapka inkılâbı ve kimi devrimler

can alacak kadar inada bindirilmiş,

bundan kültürel öğeler de nasibini almış.

Şapka inkılâbı yapıldıktan sonra

devrimlere aykırıdır diye eski mezar taşlarının

sarıklı ve fesli görünüme sahip baş tarafları kırılmış…(8)

Mehmed Akif’in bu meseleyle ilgili bir hatırasını da aktaralım. Şair, Cumhuriyetin ilk yıllarında

Ankara’ya çağırılır ve orada ‘kalpak’ meselesi görüşülür.

Orada görüşülecek konular arasında kalpak meselesinin

bu kadar önde olmasına sinirlenen Mehmed Akif şöyle der:

“Ben de bu adamların başımın içine bakacaklarını sanmıştım. Ama onlar tepesine baktılar.”(9)

Son olarak (Tamer Korkmaz’ın tabiriyle)

Gayr-ı Milli Şef İsmet İnönü’den bir anekdotla bitirelim.

Şapka inkılâbından sonra Ankara Valisi Yahya Galip Bey,

İsmet İnönü’ye “Şapkanın ortasına bir ayyıldız koyalım ki,

diğer milletlerden farkımız belli olur” diye bir fikir sunar.

İsmet İnönü de çok ilerici bir cevap verir:

“Canım biz bu inkılâpları

farkımız olmasın diye yapıyoruz

sen ne teklif ediyorsun!”(10)

#Hadi_Eyvallah

yazalım ki okunsun!

1923 Anlaşması ile

1924 ve 1925 – 1930 yıllarında

TOPLAMDA SELANİKTEN 500.000 ( BEŞ YÜZ BİN )

YAHUDİ DÖNMESİ( TÜRK GÖRÜNÜMLÜ,

İSİMLERİ TÜRK MÜSLÜMAN

yani MÜNAFIK SABETAYİST ) GETİRİLMİŞTİR…

BU SABETAYİSTLER VE MASONLAR,

DEVLETİMİZİN BÜTÜN KRİTİK TEPE ve

KILCAL NOKTALARINA KADAR HER ALANDAKİ,

AKILINIZA GELEN HER ALAN,

ÖRNEGİN İŞ DÜNYASI,

MEDYA DÜNYASINDAN SANAT DÜNYASI,

AKADEMİ DÜNYASINDAN KÜLTÜR DÜNYASINA,

KİTAPLARI YAZAN DAN

SİNEMADA OYNAYANLARA KADAR

VS VS VS HEPSİ ONLAR,

HEP AYNI ZÜMRE.

BUGÜN HALA MUKTEDİRLER…

BUNLAR

1711 YILINDAN BERİ

İNGİLİZ SİYONİST YAHUDİSİNİN

KONTROLÜNDEDİRLER,

HALA ONLARDAN EMİR ALIRLAR,

ONLARLA ÇALIŞIRLAR.

CUMHURBAŞKANIMIZ

RECEP TAYYİP ERDOĞAN

MÜCADELESİ BUDUR.

BUNLARDA

TARİHTE CENNET MEKAN

SULTAN II.ABDÜLHAMİT HAN

MÜCADELE VERMİŞ,

ŞUANDA DA RECEP TAYYİP ERDOĞAN…

ŞUANA KADAR % 30 TEMİZLEYEBİLDİ…

% 70 HALA ONLAR MUKTEDİRLER,

ÖRNEKLER

KOÇLAR,

ECZACIBAŞILAR,

SABANCILAR VS VS

BÜROKRASİ AYAĞI % 80 DURUYOR,

MEMURLUK KANUNUNDAN DOLAYI,

BİR MEMUR EN AZ 25 YIL

EN FAZLA 40-45 YIL…

VS VS VS

BUNLAR YOK OLMADAN

MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİMİZİN

RAHAT VE HUZURU OLMADI, OLMAZDA…

YAŞANAN BÜTÜN AMA BÜTÜN OLAYLAR

BUNLARIN ESERİDİR.

AKLINI BAŞINA TOPLA REİSİNE SAHİP ÇIK.!!!

Polonya göçmeni

Yahudi asıllı bir yabancı ailenin,

sülale boyutundaki

Boğaz macerası

Osmanlı İmparatorluğuna göç ettikten sonra

Mustafa Celalettin Paşa adını alan

Polonyalı Konstantin Borzecki

merkezli Polonyalı Yahudi ailesinin

Lehistan’dan kalkıp gelerek

Osmanlı ülkesine yerleşmesi,

İstanbul Boğazının kıyılarında

kendilerine bir gelecek kurmaları,

hem Osmanlı İmparatorluğunun

hem de Türkiye Cumhuriyetinin

tarihinde önemli bir yere sahiptir.

1848 ihtilalleri Avrupa ülkelerini

yakından sarsarken Avusturya,

Macaristan İmparatorluğu ile beraber

Lehistan krallığında da devrimci gelişimler olmuş

ama kısa süren karışıklık dönemlerinden sonra

krallar tahtlarına sahip çıkınca,

Fransız ihtilalini gerçekleştiren kadrolar gibi

saltanat ve hükümdarlık yönetimlerine

son vermek isteyen devrimci kadrolar,

kendi ülkelerinde bir devrimle

ulus devlete geçebilmenin kavgasını yapmışlar

ama başarısız kalınca,

ülkelerini terk eden

Osmanlı imparatorluğuna sığınmışlardır.

1830 ihtilalleri daha çok bir ulus devlet kurmaya

dönük olmasına rağmen

1848 ihtilallerinde

sosyalist düzen arayışları öne çıkmıştır.

Ne var ki, bu gibi devrimci girişimler

sonuçsuz kalınca ele başları

Osmanlı ülkesine demir atarak canlarını kurtarmışlardır.

Konstantin Borzecki

ve sülalesi de bu dönemde ülke değiştirmişler

ve Mustafa Celalettin Paşa

sülalesi konumuna gelmişlerdir.

Asya ve Avrupa kıtaları arasındaki

merkez bölgedeki devlet olduğu içindir ki,

Osmanlı İmparatorluğu döneminde

ve daha sonra da göç eden aileler,

isim değiştiren sülaleler ve dinlerinden ya da

etnik kökenlerinden dönen zengin

ve aydın kesimler fazlasıyla görülmüştür.

Rus işgali sonrasında

Polonya’dan kaçan başka bazı aileler de

Beykoz’un arkalarında

Polonezköy’ü kurarak bu bölgeye yerleşmişlerdir.

Boğaz’daki Aşiret bir buçuk yüzyılı geçen zaman diliminde, Osmanlı ve Türk devlet yaşamında bir çok önemli kişiyi Türkiye’ye kazandırmıştır.

Mustafa Celalettin Paşa’nın oğlu

Hasan Enver Paşa,

Nazım Hikmet,

TKP kurucusu Zeki Baştımar,

Orgeneral Turgut Sunalp,

yazar Refik Erduran,

Oktay Rıfat,

Samih Rıfat gibi yazarlar,

Orgeneral Ali Fuat Cebesoy,

Mehmet Ali Aybar,

Rasih Nuri İleri,

Nihat Sargın,

Celal Nuri İleri,

Suphu Nuri İleri,

Abidin Dino,

Namık Kemal,

Abdin Paşa,

Numan ve Nermin Menemencioğlu,

Halikarnas Balıkçısı,

Şirin Devrim,

Prof.Dr .Suna Kili,

futbolcu Sabri Dino,

Ali Niyazi

ve benzeri bir çok tanınmış isim,

Borzenski sülalesinden gelen

Polonya asıllı olup,

daha sonraları

Boğaz’daki Aşiret üyeleri olarak

Türk toplum ve siyaset yaşamında

önde gelen roller oynamışlardır.

Boğaz aşireti günümüzde

İstanbul Boğazının kıyılarında yaşayan

beş bin aileye verilen

ortak isim haline de gelmiş durumdadır.

TÜSİAD’a üye olan beş yüz zengin iş adamı

aileleriyle beraber yaşadığı İstanbul Boğazı

o kesimin akrabalarıyla birlikte

zaman içerisinde yeni bir Boğaz Aşireti yaratmıştır.

Boğazın kıyısını yalayan sulara

kapısı açılan yalıların sahipleri ile

İstanbul Boğaz’ının en güzel manzaralarına sahip

o tepelerin üslerindeki villalarda yaşayanlar,

günümüzün Boğaz Aşiretinin uzantılarıdır.

İstanbul Boğazı gibi cennet bir bölgeyi

kendi aralarında parselleyenler,

Boğazların korunmasıyla ilgili mevzuatı hiçe sayarak,

her geçen gün daha fazla yayılmaktalar,

dönem dönem aldıkları inşaat izinleriyle,

dükalıklarını pekiştirmektedirler.

İstanbul’u aynı zamanda borsa

ve sermaye merkezi konumuna getiren

Boğazdaki yeni aşiret,

İstanbul üzerinden bütün

Türkiye’yi yönetebilmenin arayışı içindedir.

Sahip oldukları para gücüyle

önlerine çıkan her şeyi satın almaktan çekinmeyen

Boğaz Aşireti, aynı zamanda bütün basın

ve medya organlarını da satın alarak,

özel çıkarları doğrultusunda bunları kullanmaktan çekinmemektedirler.

Para gücü medya gücüne dönüşürken,

aynı zamanda siyaseti yönlendirmekte

ve aşiretin çıkarlarına uygun düşen

yeni siyasi modeller ya da politikalar,

Boğaz kıyısındaki yalılardan ortaya çıkmaktadır.

Aşiret, Boğaz kıyısında rüzgarların serinliğinde,

kendisini serin devlet olarak derin devletin yerine koymakta, insanın kanını donduran bir çok uçuk fikir ya da öneri,

Boğaz Aşiretinin çıkarları doğrultusunda

serin devletin üyeleri tarafından

serin kanlılıkla dile getirilerek savunulabilmektedir.

Borzensky sülalesi ile başlayan bu gelenek

yeni transfer edilen yeni yetme zenginlerle desteklenmekte

ve giderek Türkiye Cumhuriyetinin geleceği ile

oynamaya kadar varan sorumsuzluklar ağı,

kıyı boyunca genişlemektedir.

Türk milletinin ve devletinin açıkça kaderini belirleyen

kararlar Boğaz kıyısında alınmakta,

daha sonra bu kararlar patronlar aracılığı ile

siyaset sahnesindeki aktörlere dikte edilmektedir.

İstanbul Boğazında yaşayan beş bin zengin aile

Boğazdaki Aşiret olarak,

Türk milletinin ve devletinin

kaderini belirleme hakkını

ve yetkisini açıkça kendisinde görebilmektedir.

TÜSİAD üyesi beş yüz zengin işadamının ötesinde,

bunların yerli ve yabancı ortakları da

devreye girmekler ve aşiret bağları

para ilişkileriyle giderek genişlemektedir.

Bu durum, Boğazdaki Aşiret üzerinde fazlasıyla heyecan yaratmakta ve zamanla kendilerini

Bizans ya da Osman Alper Yıldırımlı

İmparatorluğunun merkezinde

hissettirmeye başlamaktadırlar.

Emperyalizm, bu durumu fark edince

hemen Yeni Bizans,

Yeni Osmanlı projelerini,

Boğazdaki Aşireti taşeron yerine

koyarak gündeme getirmiştir.

Her türlü ortaklığa razı olan aşiret mensupları,

bu projelerin kendi ülkelerinin

ulusal çıkarına uygun olup olmadığına dikkat etmeden,

dışarıdan gelen bütün önerilere balıklama atlamakta

ve yabancıların Türkiye’deki temsilciliğini hiç kimselere bırakmamaktadırlar.

Para gücü ve ortaklıklar her türlü hedefi

ve bu yoldaki girişimleri mubah hale getirmektedir.

Bir anlamda vahşi kapitalizmin

Makyavelist yol ve yöntemleri,

Boğazdaki yeni yetme aşiret için geçerli olmakta,

yabancıların emperyalist ya da

Siyonist önerilerine bile hemen angaje olmaktadır.

Boğazın iki kıyısını sarmış olan para babalarından oluşan

yeni kapitalist aşiret her yönü ile mütareke

İstanbul’unu günümüzde başarıyla temsil etmektedir.

Mütareke İstanbul’u teslim olan başkent demektir.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında

İngiliz donanmasının

İstanbul Boğazına girmesiyle birlikte,

Boğazdaki aşiret ve benzerleri

hemen teslim olmuşlar

ve İngiliz ya da Amerikan mandası altında

yeni bir Bizans İmparatorluğunu,

Almanya ve Rus saldırılarına karşı

gerçekleştirmek için çaba göstermişlerdir.

Rumlar İngiliz.

Ermeniler, Fransız mandası ararken,

Yahudiler de geleceğin müstakbel İsrail projesini gerçekleştirebilmek üzere,

Amerikan mandası peşinde koşmuşlardır.

Mütareke İstanbul’u aslında;

gayrimüslim kimliğinin öne çıktığı,

Türklüğü ve Müslümanlığın

devre dışı bırakıldığı bir işbirlikçiliğini gerçekleştirmiştir.

Mütareke İstanbul’u geleneği bugün

Boğaz’daki Aşiret aracılığı ile

İstanbul’da devam etmektedir.

Kurtuluş Savaşını verenlere çapulcu diyen

Mütareke İstanbul’unun teslim olmuşları,

bugün de Türkiye’nin çıkarlarını savunan

milliyetçileri ve de ulusalcıları gericilik

ya da faşistlikle suçlamakta

ve böylece kendi liberal iş birlikçiliklerini

mazur göstermeğe çalışmaktadırlar.

Basın ve medya köşelerini

sermayeye satılarak dolduran,

bunların temsilcileri ekonomik çıkarlar uğruna

ulusal çıkarları devre dışı bırakabilmenin

yollarını aramaktadırlar.

İstanbul Boğazı’nın güzelliklerini,

sahip oldukları para gücüyle

satın alan Boğaz’daki Aşiret,

yine para gücüyle

Türkiye’yi ve Türk milletinin kaderini,

uluslararası tekelci sermayenin desteği ile

satın almağa çalışmaktadır.

Misakı Milli sınırları içinde yaşayan

Türk ulusunu tanımazlığa gelen,

kozmopolit bir yapı içinde yeniden bir

Bizans oluşturma özlemindeki

misyoner kuruluşlarıyla ortak çalışmaları

gündeme getiren Boğaz’daki gayrimüslim Aşiret’in,

Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderi ile oynamağa hakkı yoktur.

Türk ulusunun bir milli kurtuluş savaşı vererek kurduğu

Türk devleti,

Yani Bizans özlemi içindeki

misyoner kuruluşlarının

çalışmalarının oyun alanı değildir.

Türk devletinin güçlenmesi

ve Türk milletinin mutlu bir düzene

kavuşa bilmesi için;

Boğaz’da ki Aşiret’in

anayasa ve yasal çerçevede

denetim altına alınması gerekmektedir.

#Hadi_Eyvallah.

VURUN ERDOĞAN’A!..

SIRTINDA TAŞIDIKLARI, BAĞRINA BASTIKLARI VURUN, VURUN Kİ RAHATLAYIN!..

Öncelikle sen vur Gül’üm.

Öyle bir hançer vur ki sırtının acısı asırlar boyu dinmesin.

Sizler Erdoğan’ın sayesinde adam olduğunuz için vurun! Yoksa kim sizin gibi korkakları adam yerine koyardı… Biz biliriz ihanetlerin rengini tonunu…

Eşin Hayrunnisa’nın Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesinde Arap Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydını kabul etmeyip, girmesini engelleyen Erdoğan’dı değil mi? (1998’de türbanlı olduğu için kaydı yapılmamıştı.)

Hadi bunun için bir hançer sapla!

Cumhurbaşkanı olman için 367 oy gerekir diyen Erdoğan’dı değil mi?

Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenler „Gerici Cumhurbaşkanı, çarşaflı, türbanlı eş istemiyoruz“ diye slogan atan da Erdoğan’dı değil mi?

27 Nisan da eşini arkadaşına emanet edip kaçmak istemenin sebebi de Erdoğan’dı değil mi? Hadi bunun içinde bir hançer vur sırtına!

Bu Ülkeye Erdoğan sayesinde Başbakan, Dışişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı olduğun içinde vur hançeri…

Sizi hiç kimse adam yerine koymazken.

Gerici, damgasıyla dolaşırken, bırakın Cumhurbaşkanı, Çankaya’nın kapısından eşinizle içeri alınmazken, Erdoğan her şeye göğüs gererek seni eşinle Balkona çıkardığı için, 1 numara yaptığı, göğsünü siper ettiği için bir hançer de göğsüne vur…

Ak Partiden ayrılıp şu ana kadar 3 parti kuranların hepsi de ayaklar altında paspas oldular… Bir tanede siz kurunda bu halk ayaklarını silsin ve temizlensin.

Ben sizi ta Refah Partisi döneminden tanır ve bilirim. Ne kadar korkak, sinsi biri olduğunuzu da bilirim…

SEN KÜRT KARDEŞİM BİR HANÇERDE SEN VUR ERDOĞAN’IN SIRTINA!

Daha dün Anadilini konuşamazken bugün okul açabiliyorsun.

Daha dün Devletin gözünde Kürt=PKK iken, bugün „kardeşim “ oldun. Daha dün evine iki çuval un alırken hesap verirdin, bu gün un fabrikası açıyorsun.

Dün yolda Kürtçe, jandarma kontrolüne gelince Türkçe kaset dinlediğin için vur! Vur ki rahatla…

Beyaz Toroslar için de vur. OHAL için de vur.

İlinize Üniversite açtığı için de vur! Havaalanı yol yaptığı için de vur! Huzurla yaşadığın için de vur!..

Size say say bitmeyecek imkânlar sağladığı için de vur!

SEN HASTA KARDEŞİM, BİR HANÇERDE SEN VUR!

İlaç alamazken

Muayene olamazken

Rehin kalırken

“Hastanede yer yok” diye seni hasta hasta evine gönderirken

Önce doktorun muayenehanesine, sonra hastaneye koştuğun; doktorun, hemşirenin seni adam yerine koymadığı, rüşvetle işlerin görüldüğü zamanları unuttuğun için bir hançerde sen vur!

Hastaya, engelliye hatta ana-Babana, torununa bakım ücreti aldığın içinde vur!

Evine bakım için gelen doktor içinde vur! Vur, vur da rahatla…

SEN EMEKLİ AMCA-NENE

Maaşını alamazken, saatlerce kuyruk beklerken, kuyrukta ölenler için de vur!

Şimdi bayramlarda aldığın 2 maaş için de vur… Bedava seyahat için de, Hava ve Demir yollarında yapılan %50 indirim için de… Ne bileyim bir şeyler bul sen de vur hançeri!..

SEN KÖYLÜ KARDEŞİM

Sen de boş durma

Buzağı ve inek başına aldığın destek için,

Dönüm başı ektiğin ekin için,

Yaptığın ahır için,

Traktör ve mazot desteği için,

Kömür desteği için, şimdiye kadar muhatap bulamadığın için vur, bir hançer de sen vur köylü kardeşim!

EY BAZI MUHTARLARIM

Siz de vurun 2002 yılında ödenekleriniz 90 TL idi… BAĞ-KUR’unuz yatmaz, muhtarlık kapandı kapanacak korkusuyla yaşardınız… Erdoğan’a “sen muhtar dahi olamazsın” denilerek sizi küçük gören, horlayıcı ifadeler kullanılırdı… Hatta „Erdoğan Dünya Liderlerine konuşurken birileri ne demişti hatırlayın „Erdoğan dünya liderlerine değil de sanki muhtarlara konuşuyor“ diyerek sizi adam yerine dahi koymamışlardı… Bunları hatırladıkça vurun hançeri!

Şu an ödenekleriniz Asgari ücret üzerinden olduğu için, Bağ-Kurunuz yattığı için, muhtarlıktan sonra ödediğiniz silah ruhsatı ve harç bedelleriniz ölene kadar vergiden muaf olduğu için, 19 Ekim muhtarlar günü yapıldığı için, tek tip İçişleri Bakanlığı onaylı kimlik kartlarını taşıdığınız için, Muhtarlık sitesi, Muhtarlık işleri Müdürlüğü, Muhtarlık Daire Başkanlığı kurulduğu, grup grup Külliye’ye, yurt dışlarına gidildiği için, muhtarlar benim UÇ BEYİM, Muhtarı üzen beni de üzer dediği için bir hançer de sen vur muhtarım!

EY VATANDAŞLARIM SİZLERDE BOŞ DURMAYIN

■Savunma Sanayii’ni %80 millileştirdiği için,

■Her ile üniversite ve havaalanı yaptığı için,

■Enflasyonu %60’lardan %5’lere kadar indirdiği için,

■Faiz oranlarını %67’lerden % 4,5’a kadar indirdiği için,

■Sayısız barajlar yaptığı için,

■Caydırıcı güç ve nükleer santraller kurduğu için,

■119 km tüneller yaptığı için,

■Her yıl zarar yaptığı Kamu bankalarını; her yıl kâr yaparak dünyada ilk 500 banka arasına soktuğu için,

■Kılık kıyafet serbestliğini getirdiği için,

■Milgem’le donanmayı caydırıcı güç haline getirdiği için,

■İhracatı 180 milyar $’a kadar çıkardığı için,

■Milli ilaç sanayiini başlattığı için,

■Onlarca Teknokent kurduğu için,

■1019 tane organize sanayi bölgesi kurduğu için,

■Devasa şehir hastaneleri yaptığı için,

■Milli uydularımız gökyüzünde dolaştığı için,.

BİZ VE GERÇEK AK PARTİLİLER HER DAİM YANINDAYIZ..

BİZLER HİZMETİ MAKAM ÖNÜNDE TUTANLARIZ,,

BİZLER HIRSIMIZ İCİN KİMSEYİ SIRTINDAN VURMAYIZ…

BİZLER DAVAMIZ İCİN SAVAŞIRIZ.

BİZLERAK PARTİ KURUCULARIYIZ…

BİZLER İHANET ETMEYİZ..

BİZLER BİZİZ..

Ali Biçer paylaşımı…

deutsche Renten vs. Europa – Deutsche Renten im Vergleich zu anderen europäischen Ländern.

Gerade die aktuellen Diskussionen darum, ob die Deutschen nun ärmer sind als der Rest der EU oder doch nicht, macht eine Betrachtung und einen Vergleich der deutsche Renten in den einzelnen Mitgliedsländern so brisant. Die heftig umstrittene Studie der Europäischen Zentralbank (EZB) vom April 2013, die den Deutschen statistisch gesehen das kleinste Vermögen im EU-Raum konstatierte, wurde wegen der fehlenden Berücksichtigung der Rentenansprüche kritisiert und als verzerrt bezeichnet.

Nun stellt sich die berechtigte Frage, wie die deutschen Rentenansprüche innerhalb der EU wirklich einzuordnen sind. Belastbare Zahlen wurden von der OECD (Organisation for Economic Co-operation and Development) schon 2010 erhoben und 2011 veröffentlicht. Allerdings sprechen die Ergebnisse nicht für unsere Regierung, denn Deutschland steht wiederum schlecht da. Ein wichtiges Kriterium der Studie ist die Rentenhöhe, die im Verhältnis zum Einkommen als Ersatzquote berechnet wird. Und da geht es schon los:

Werden in anderen Ländern die Einkommen der fünf bis fünfzehn Jahre vor Renteneintritt als Berechnungsgrundlage für die Altersbezüge herangezogen, bestimmen in Deutschland die Einkünfte des gesamten Erwerbslebens die Höhe der Ansprüche aus der GRV. Naturgemäß wird aber zur Rente hin mehr verdient, weil beispielsweise die Karriere dann ihren Höhepunkt erreicht hat oder weil die Zugehörigkeit zu einer Firma honoriert wird. Somit muss es schon Verzerrungen durch die verschiedenen Berechnungsgrundlagen geben – und diese zu Ungunsten der deutschen Rentner.

DEUTSCHE RENTEN SOGAR UNTER OECD-DURCHSCHNITT

Die durchschnittliche Ersatzquote, also das Verhältnis der Rente zum Einkommen, in den OECD-Ländern, zu denen neben den europäischen Industrienationen beispielsweise auch die USA, Japan, Australien und Neuseeland gehören, beträgt 69 Prozent, d. h. die durchschnittliche Rentenhöhe in den OECD-Ländern beträgt 69 Prozent des Einkommens. Unter diesem Durchschnitt liegt neben Schweden, Großbritannien und Irland auch Deutschland mit gerade einmal 58 Prozent. Die Studie bescheinigt dagegen den italienischen Rentnern eine Ersatzquote von 76 Prozent, den Spaniern gut 84 Prozent und den griechischen Rentnern sogar 110 Prozent des Einkommens. Angesichts der Banken- und Schuldenkrise und der daraus resultierenden Haftungsrisiken für Deutschland ist diese Tatsache kaum zu verstehen.

Die Unterversorgung in Deutschland war Gegenstand einer aktuellen Studie der Ruhr-Universität Bochum, die vom Investmenthaus Fidelity in Auftrag gegeben worden war. Demnach sind schon die angestrebten 70 Prozent Ersatzquote als Rentenbezug für eine annähernde Sicherung des Lebensstandards erheblich zu niedrig angesetzt. Realistisch betrachtet würden rund 87 Prozent benötigt, so dass derzeit bereits 650 Euro monatlich in der Rentenleistung fehlen – eine Abweichung von bisherigen Berechnungen in Höhe von 350 Euro im Monat. Wenn man nun die OECD-Daten zugrunde legt, ist die Differenz noch viel dramatischer, von der ungerechten Verteilung innerhalb der EU-Mitgliedsländer einmal ganz abgesehen.

DEUTSCHE RENTNER MÜSSEN AUCH LÄNGER ARBEITEN

Um in Deutschland eine gesetzliche Rente ohne Abzüge zu erhalten, muss eine Arbeitszeit von 45 Jahren absolviert werden. Auch hier schneidet Deutschland gegenüber anderen europäischen Ländern schlecht ab, denn in Frankreich reichen 41 Arbeitsjahre bei einem Renteneintritt im Alter von 62 Jahren, Italiener müssen 40 Jahre arbeiten, für Spanier und Griechen genügten bisher 35 Arbeitsjahre. Allerdings wurden in verschiedenen Ländern aufgrund der massiven Defizite in den Rentensystemen bereits Reformen angeschoben, die das Renteneintrittsalter nach hinten verlegen. Die Unterschiede zwischen den europäischen Ländern machen sich auch im Anteil der älteren Bevölkerung an den Erwerbstätigen bemerkbar.

Gehen in Deutschland noch rund 60 Prozent der 55- bis 64-Jährigen einer Arbeit nach, beträgt dieser Anteil in Frankreich nur 41, in Italien und Griechenland sogar weniger als 40 Prozent. Die OECD geht aber davon aus, dass es keine Verbesserungen in Deutschland geben wird und für die bislang besser gestellten europäischen Länder drastische Einschnitte erfolgen müssen. Berücksichtigt man bei diesen Überlegungen noch die Tatsache, dass das durchschnittliche Renteneintrittsalter in Deutschland laut OECD bei 61,8 Jahren liegt und somit erhebliche Kürzungen in der Rentenleistung hingenommen werden müssen, verdeutlicht dies die dramatische Versorgungslücke, die die deutschen Rentner hinnehmen müssen.

DEUTSCHE RENTEN – DRASTISCHE RENTENENTWICKLUNG ERWARTET

Die von der Politik immer wieder verkündete Stabilität des gesetzlichen Rentenversicherungssystems und die versprochenen regelmäßigen Anpassungen dürfen angesichts der aktuellen Entwicklungen zweifellos in Frage gestellt werden. Die Tatsachen sprechen für sich und können auch durch kosmetische Verschönerungen nicht wegdiskutiert werden. Eine Stärkung der umlagefinanzierten GRV, bei der die jetzt Erwerbstätigen für die heutigen Rentner aufkommen, ist nicht in Sicht. Der demografische Wandel lässt nichts Gutes erwarten, denn die Geburtenraten steigen trotz aller politischen Bemühungen und streitbaren Vergünstigungen für junge Eltern nicht nachhaltig an, auf der anderen Seite wächst die Anzahl der Arbeitsverhältnisse ohne oder mit nur geringer Sozialversicherungspflicht immer weiter.

Ohne eine dramatische Belebung des Arbeitsmarktes mit einem erheblichen Anstieg des Lohnniveaus ist eine Entspannung in der Rentenkasse aber nicht zu erwarten. Dagegen wirken sich die Verlagerung von Produktionskapazitäten ins preiswertere Ausland, die anhaltende Arbeitslosigkeit und längeren Lebens- und Ausbildungsdauern negativ auf die Qualität und Quantität der Rentenleistungen aus. Im Kontext mit der finanziellen Situation in der Europäischen Union sieht die Perspektive noch schlechter aus, denn die Niedrigzinspolitik der EZB macht das Risiko einer Inflation größer und die Erträge der Sparanlagen und Altersversorgungsinstrumente werden so zudem noch drastisch reduziert.

DEUTSCHE RENTEN IM EU-KONTEXT

Natürlich hängt die Entwicklung der deutsche Renten auch mit der weiteren Politik hinsichtlich der Staatsschulden und der Schieflage von Banken im EU-Raum ab. Wird die bisherige Politik des Sparens weiter betrieben, kann kein wirtschaftlicher Aufschwung erfolgen und somit die Rentenkasse nicht gestärkt werden. Es ist dann im Gegenteil mit einem Schuldenschnitt zu rechnen, der die Ersparnisse und Guthaben in privaten Versicherungen und anderen Altersversorgungsmodellen massiv beeinträchtigen und teilweise vernichten wird. Eine weit verbreitete Altersarmut ist somit selbst für Beitragszahler und Sparer vorprogrammiert.

Stimmt die Politik hingegen Eurobonds zu, haften deutsche Sparer ebenfalls für die Schulden in anderen EU-Ländern und die Staatsverschuldung in Deutschland wird weiter erhöht. Das Risiko eines Ausfalls betrifft somit alle und auch die Leistungen aus der Rentenversicherung. Erschwerend kommt hinzu, dass die Einlagensicherung für Ersparnisse und Bankguthaben auch in Deutschland nur gilt, solange die Staaten in Europa noch zahlungsfähig sind – so der Bundesfinanzminister Wolfgang Schäuble in einem Interview am 25.3.2013 (http://www.deutsche-mittelstands-nachrichten.de/20…/…/51148/). Deutsche Renten, egal ob gesetzlich oder privat, sind demzufolge alles andere als sicher.

CHP VE KEMALİZM: ANADOLU’DA İSLAM’I VE MÜSLÜMANLARI YOK ETMEK İÇİN KURULMUŞ

SİYONİZME HİZMET EDEN, DÜNYANIN EN BÜYÜK „MİSYONERLİK“ HAREKETİNİN ADIDIR.

HASTA ADAM, MİSAK- İ MİLLİ, KURTULUŞ SAVAŞI, M. KEMAL ATATÜRK VE KEMALİZM AFYONU

Hasta Adam, Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, M. Kemal Atatürk ve Kemalizm afyonu

***

Batı, Birinci Dünya Harbi’yle “hasta adam” teşhisi koyduğu Osmanlı’yı öldürmeye teşebbüs etmişti. Ancak işgal altındaki Osmanlı Devleti’nin Meclisi, Misak-ı Milli hedefini koymuş ve direnmeye karar vermişti. Batı, “hasta adam”dan beklemediği bu hareketin, taşıdığı yüksek Islam ruhundan kaynaklandığını anlamakta gecikmedi.

Bu yüzden bir gizli savaş başlatıldı, bir oyun tertiplendi…

Misak-ı Milli’yi gerçekleştirme kararı alan milletin başına, işbirlikçi M. Kemal’in getirilmesini sağladılar. O, orduya nerde “dur” derse orada durulacaktı. Ona “dur” emrini verdirecek olan da Batı’ydı. M. Kemal’in bu milletin reisi konumuna yükselmesi ve bunun için de sarsılmaz bir otoriteye sahip olması icab ediyordu. M. Kemal’in meclisten “Gazi” ünvanını ısrarla istemesi, Başkumandanlık yetkilerini elinde tutmakta direnmesi, öte yandan Padişahın itibarsızlaştırılması ve diğer Kurtuluş Savaşı liderlerinin tasfiyesi, hep bu oyunun birer parçalarıydı. Onca “General” varken, “Albay” rütbesindeki İsmet’in Garp (batı) Cephesi Kumandanı yapılması da bu oyunun bir parçasıydı. Eğer ülkenin menfaati gözetilmiş olsaydı, Garp Cephesine bir “Albay” değil, bir “General” atanırdı. Demek ki, M. Kemal kendi menfaatini gözetmiştir.

Bir süre sonra devleti ele geçiren M. Kemal ve avenesi, tek siyasi muhatap olarak İslam düşmanlarıyla Lozan’da pazarlığa oturdu. Böylece Misak-ı Milli hedefini gerçekleştirmek isteyen milleti; Batı’nın “durdur” emriyle “durdurmuştur.” Kurtuluş Savaşı’nı baltalamıştır. Yani, milletin ruhunu satmıştır. Bunun karşılığında komisyon olarak Batı, M. Kemal rejiminin meşruiyetini tanımıştır. Türkiye’nin sınırları, Osmanlı Meclisi’nin çizdiği ve Ankara Meclisi’nin de onayladığı Misak-ı Milli değildir artık… Türkiye’nin sınırları, İngilizlerin çizdiği haritayla belirlenmiş ve M. Kemal eliyle millete zorla kabul ettirilmiştir. Zorla, zira M. Kemal dualarla açtığı Ankara’daki meclisin Lozan anlaşmasını kabul etmeyeceğini bildiği için, bu meclise darbe yaparak kendi adamlarıyla ikinci Meclisi oluşturmuştur. Ülkemiz, maalesef bir İngiliz vilayeti haline getirilmiş ve başındaki de bir İngiliz valisi olmuştur.

Fakat bu kadarla yetinmediler…

Bugün Kurtuluş Savaşı’nı başlatan ruh, yarın yine başlatabilirdi. Öyleyse kendi güvenlikleri için bu ruhu imha etmeleri gerekiyordu. Bunu da kendi valileri M. Kemal eliyle yapacaklardı. Misak-ı Milli hedefini gerçekleştirmek için Kurtuluş Savaşı’nı başlatan milletimizdeki İslam’ın ulvi ruhu, M. Kemal’in devleti ele geçirmesiyle batıdan gelen süfli ruhla boğulmak istenmiştir. Batı’nın bu virüslü süfli ruhunun taşıyıcı bedeni ise Atatürk inkılaplarıydı, kemalizmdi.

Atatürk inkılaplarıyla İslam ruhunu boğmaya çalıştılar, karşı çıkan müslümanları ise asıp-kestiler.

Cinayetlerini haklı göstermek ve gençleri aldatmak için kemalizm propagandası yaptılar, slogan ürettiler.

Kemalizm; sapıklıktır, hakikatleri gizlemektir, milleti sloganlarla avutmak ve aldatmaktır… Beyinleri uyuşturmak ve yıkamaktır.

Kemalizm afyondur!

Yoksa hangi akıl, Allahu Teala’nın Kur’an’da emrettiği “kısas”ı, yani bir insan öldürenin maktulun ailesince affedilmediği takdirde öldürülmesini emreden ayeti -haşa- “çağdışı” görüp, Izmir suikastinde M. Kemal’i öldürmeye “teşebbüs” edildiği için 18 kişinin idamını alkışlar?!

Hangi akıl, Allahu Teala’nın emri olan başörtüsüne “dayatma” deyip, M. Kemal’in emri olan yahudi dininin şapkasına muhalefet edenlerin asılmasını savunur?!

Tabiki hiç bir akıl.

Kemalizm ile;

Allah’ı arayan milleti, sevgili arayan bir toplum haline getirdiler.

Camileri dolduran milleti, Anıtkabir’i, sinemaları, baloları, barları, stadyumları ve genelevleri dolduran bir toplum haline getirdiler.

Yanlışlar, kötülükler ve haramlar millete güzel gösterildi.

Tıpkı Allahu Teala’nın Hz. Adem ve Hz. Havva’ya haram kıldığı ağacın meyvesinin, onlara Iblis tarafından güzel gösterilmesi gibi.

Ey Millet aldatıldınız!

İblis tarafından aldatılan Hz. Adem ve Hz. Havva gibi…

İblis ve uşakları tarafından aldatıldınız.

Şeytan, insanın cennetten kovulmasına sebep olduğu gibi, tekrar cennete girmesine de engel olmak istiyor.

Tıpkı Hz. İbrahim’in peşinden kurban olmaya giden Hz. Ismail’in yoluna çıkıp süslü sözlerle engel olmaya çalıştığı gibi…

Hz. İsmail onu taşlamıştı ve o andan itibaren ona “kör şeytan” deniyor.

Siz de taşlayın…

Sizi kainata tek gözle, tek boyutlu, materyalist bir gözle bakmaya zorlayanları siz de taşlayın.

Allahu Teala’nın vaadi haktır ve nurunu elbette tamamlayacaktır. Canı veren ve alan Allahu Teala “hasta adam”ı öldürmelerine izin vermedi…

İşte İslam ruhu uyanmaya başlıyor. Batı’nın, M. Kemal’in inkılap zincirleriyle boğmak istediği İslam ruhu, bu zincirleri kırıp atıyor. Millet artık ruh hakikatini görmeye başlıyor, elhamdulillah.

Yeter ki biz, bu ruhu taşımaya layık olalım. Ibadetlerimizi yapalım… Namazımızı kılalım, orucumuzu tutalım… Zekatımızı verelim… Zina’dan uzak duralım… Yalan söylemeyelim, aldatmayalım… Haram yemeyelim… Nefsimize hakim olalım… Kötü söz söylemeyelim… Çalışalım… Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimizi örnek alalım.

Önce kendimizi düzeltelim… İnşaAllah sonra ailemiz ve çevremiz de düzelecektir. Ama işe evvela kendimizden başlayalım.

Ey Müslüman, kendine gel.

***

NOT: Yazıda adı geçen ve geçmeyen bütün Peygamberlere selam olsun.

**********

Kadir Çandarlıoğlu

**********

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

SOYADI KANUNUYLA İÇİMİZE SIZMIŞ, İKİ KİMLİKLİ İKİ DİNLİ SABETAYİST YAHUDİLER VE PAKRADUNİLER

Sabetayist Yahudi Prof. Yalçın Küçük:

„Türkiye’deki Yahudi Lobisi, İsrail’de ki Yahudi lobisinden daha güçlüdür.“

1. DÖNME kelimesi cümle içinde iki türlü yazılır: Küçük (d) ile… Büyük (D) ile… Büyük D ile yazılırsa Sabataycılar, Selanik Dönmeleri, Avdetîler kasd ediliyor demektir.

2. Türkiye’de resmen 15 bin kadar tek kimlikli Yahudi vardır.

3. Türkiye’de tahminen bir milyon kadar iki kimlikli Kripto Yahudi vardır.

4. Kripto Yahudilerin hepsi Selanik Dönmesi değildir.

5. Müslüman görünen Karaylar vardır.

6. Müslüman görünen Kürt Yahudileri vardır.

7. Müslüman görünen Pakraduniler vardır.

8. Müslüman görünen başka Kriptolar vardır.

9. Dıştan Müslüman görünen Kırımçaklar vardır.

10. Türkiye’de Osmanlıdan kalma 78 etnik köken olduğu iddia ediliyor. Bu 78 kökenin her birinin Kripto Yahudisi vardır.

11. Alevî ve Bektaşî görünen Kriptolar vardır.

12. Kendisini Caferî olarak gösteren Meşhed Yahudilerine karşı dikkatli olunmalıdır.

13. Bir Kripto, ben Sabataist değilim diyebilir ve bu inkarı doğru olabilir ama başka bir Kripto aşiretinin mensubu olabilir.

14. Ataları veya kendisi gerçekten İslama dönmüş bir kimseye (büyük D ile) Dönme demek haksızlık olur. İslam ırkçı bir din değildir.

15. Yakın tarihimizde soy itibarıyla Avdetî olan bir zat rüyasında Resulullah Efendimizi (Salat ve selam olsun ona) görmüş, samimî Müslüman olmuş, hattâ şeyhliğe kadar yükselmiştir.

16. Ashab-ı Kiram içinde Yahudilikten İslama dönmüş olanlar vardır.

17. İslamcılık cereyanları içinde gerçekten dönmemiş Dönmeler, Kripto Yahudiler var mıdır?.. Dönmelerin, Kriptoların İslamî hareketin, İslamcılıkların içine girmemiş olmaları mümkün değildir.

18. Bunlar ne yapmak istiyor?… İslamın ilk asrında samimî olarak dönmemiş Yemenli Yahudi hahamı Abdullah ibn Sebe’nin yaptığını zamanımızda yapmak istiyorlar.

19. Nedir bu istedikleri?.. İslamın içine boşaltmak istiyorlar. Şeriatsız, fıkıhsız, cihadsız laik, seküler bir İslam türetmek istiyorlar.

20. Müslüman, hattâ dindar görünen bu Kriptolar başarılı olurlarsa İslam yıkılır.

21. Saçmalama!.. Saçmalamıyorum. Vaktiyle bir Endülüs vardı, şimdi yerinde yeller esiyor.

22. Dönmeler, Kripto Yahudiler kendi aralarında evlenir.

23. Ehliyet ve liyakatları olmasa da yüksel(til)irler.

İSRAİL’i kurusıkı protesto edenler içinde bazı Gizli Yahudiler de var. Onlar gerçekten İsrail’e cephe mi aldılar, yoksa…

Musevilikte, yalancıktan Hıristiyan veya Müslüman görünme konusunda fetva ve ruhsat vardır.

Gizli Yahudiler, varlıklarını ayakta tutabilmek, hakimiyetlerini sürdürebilmek ve menfaatlerini korumak için yalancıktan Müslüman görünebilir.

Bugün ülkemizde bir milyonun üzerinde Gizli Yahudi yaşamaktadır. Verdiğim rakam kesinlikle abartılı değildir. Evet, bir milyonun üzerinde Yahudi.

Bunların hepsi Selanik Dönmesi=Avdetî değildir. Hakikî Alevileri ve Bektaşileri tenzih ederek söylüyorum: Alevi ve Bektaşi görünen Gizli Yahudiler…

Karaylar, Kırımçaklar, Dağ Çufutları (Tatlar), büyük kısmı İranda yaşayan, Türkiyeye de sızmış olan Meşhed Yahudileri…

En esrarlıları olan Pakruduniler… Birinci postu Türk ve Müslüman… Onu kaldırıyorsunuz altından Ermeni postu çıkıyor… Onun altında da esas kimlikleri olan Yahudi postu vardır.

Kriptolar için taqiyye ve kitman yapmak çok normaldir.

Sahnede tiyatro icabı antisiyonizm yapabilirler ama kuliste Yahudiliklerini okurlar.

Bugün Türkiye’mizde hep bir ağızdan koro halinde “Kahrolsun İsrail!..” haykırışlar duyuluyor. Bunların hangisi yürekten, hangisi rol icabıdır?

1922’de Sakallı Nureddin Paşa kumandasında Türk birlikleri İzmir’e yaklaşıyor, Yunan kuvvetleri ricat ediyor. Şehirde kargaşa var. Yahudinin biri balkonuna çıkmış avaz avaz “Yaşasin yaşasin!..” diye bağırıyor. Aşağıdan bir soruyor: Mişon efendi kim yaşasın?.. Cevap veriyor: Daha belli deyil…

Düne kadar aşırı Siyonizm ve İsrail taraftarı olan bazılarının bugün Kahr olsun İsrail diye bağırmalarını öyle kolayca inanıvermemek gerekir.

Sahiden döndülerse ne âlâ… Dönmedilerse teyakkuzda bulunmak, çok dikkatli olmak gerekir.

Maalesef islamî kesimde İsraili tutan ve destekleyen, onu haklı bulan şahıslar ve sektler vardır.

Bunlar İsraili niçin destekliyor? Bunun sebepleri araştırılmalıdır.

İslamî hareketin içine Kripto Yahudiler sızmış mıdır?

Çağdaş İbn Sebe’ler var mıdır? Kimlerdir?

Şifahî kültürlü islamî kesimde bu konuda araştırma yapacak zihniyet, kültür, uzmanlar var mıdır?

On milyonlarca Müslüman içinde Kripto Yahudiler ve Pakraduniler konusunda ilmî araştırma yapacak, mükemmel İbranice ve Ermenice bilen uzmanlar var mıdır?

Siirt Müslümanlarını tenzih ederek yazıyorum: O vilayetimizdeki Kripto Yahudiler hakkında doğru dürüst, objektif, ipe sapa gelir, ciddî ilmî araştırmalar ve incelemeler yapılmış ve yayınlanmış mıdır?

Bu konuları ayakta uyuyanlara anlatmak o kadar zor ki… Belki de imkansız.

Evet, başa dönelim: Kahr olsun İsrail diyenlerin hangisi samimî, hangisi tiyatrocu?

PAKRADUNİ’ler veya Bagraduniler… Sır içinde sır, esrar içinde esrar…

M. Şevket Eygi

ÇABUK KABUL OLUNAN DUA

Camide zengin bir adamla bir derviş yan yana namaz kılıyorlardı. Birbirlerine olan yakınlıklarından dolayı ne okuduklarını ve ne dua ettiklerini duyuyorlardı. Derviş namazdan sonra ellerini açtı:

” Ya Rabbi! Karnım çok aç beni şu yemek ve şu tatlılarla rızıklandır,” diye dua etti.

Dervişin duasını duyan zengin adam, içinden şöyle geçirdi:

” Bana duyurmak için sesli dua ediyor. Böyle yapmaktansa doğrudan gelip para isteseydi verirdim. Şimdi ona bir şey vermem.”

Zengin adam böyle düşünürken derviş caminin bir kenarına çekilmiş ve uykuya dalmıştı. Az sonra camiye elinde tepsiyle bir adam geldi. Doğruca, uyuyan dervişin yanına giderek dervişi uyandırdı ve elindeki tepsiyi derviş verdi.

Derviş tepsinin üzerini açtı. Zengin adam geriden bu hadiseyi takip ediyordu. Tepside dervişin az önce duada istediği yiyecekler vardı. Derviş yemekleri yedikten sonra tepsinin üzerini örterek adama geri verdi. Bu işe hayret eden zengin adam merakla yemekleri getiren kişiye yaklaştı:

” Arkadaş sen kimsin?”

” Ben hamallık yapan biriyim.”

” Bu adamı tanıyor musun?”

” Hayır.”

” Bu yemekleri kim gönderdi?”

” Kimse göndermedi, ben getirdim.”

” Peki tanımıyorsun da niye getirdin?”

Anlatayım: ” Ben fakir biriyim. Hamallık yaparak geçimimi sağlamaya çalışıyorum. Yükünü taşıdığım zengin biri bana fazlaca para vermişti. Hazır elime geçmişken eşimin ve çocuklarımın istediği yiyecekleri yapmak için gereken malzemeleri alıp eve gittim. Eşim yemekleri yaparken ben uyuya kalmışım. Rüyamda Peygamber Efendimizi (s.a.v.) gördüm.” Bana buyurdular ki:

– Şu camide bir veli var. Onun canı bu yiyecekleri istedi. O yemeği ona götür. Yiyebildiği kadar yesin. Kalanını da siz yiyin. Allah (c.c.) size bereket verir. Bunu yaparsan senin cennete girmene ben kefil olurum.

Uyanır uyanmaz hemen tepsiyi buraya getirdim. Gerisini siz de gördünüz.”

Zengin adam bu durum karşısında hayretler içinde kaldı ve hamala sordu:

” Bu yemekler için ne kadar masraf ettin?”

O zamanın parasına göre bir şeyler söyler. ” Şu kadar para ”

” Sana yaptığın masrafın on mislini vereyim, bana kazandığın sevabın bir kısmını ver.”

” Olmaz.”

” Yirmi mislini vereyim.”

” Olmaz.”

” Elli mislini yok… Yok… Yüz mislini vereyim.”

” Boşuna uğraşma. Ne verirsen ver yine de vermem. Bunun karşılığında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) benim cennete girmeme kefil oldu. Bütün dünyayı versen yine de vermem. Eğer senin bu sevaptan nasibin olsaydı, bu iş sana nasip olurdu. Baksana, yan yana namaz kılmışsınız ama senin paran nasip olmamış.

VURUN ERDOĞAN’A!

SIRTINDA TAŞIDIKLARI, BAĞRINA BASTIKLARI VURUN, VURUN Kİ RAHATLAYIN!

Öncelikle sen vur Gül’üm.

Öyle bir hançer vur ki sırtının acısı asırlar boyu dinmesin.

Sizler Erdoğan’ın sayesinde adam olduğunuz için vurun! Yoksa kim sizin gibi korkakları adam yerine koyardı… Biz biliriz ihanetlerin rengini tonunu…

Eşin Hayrunnisa’nın Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesinde Arap Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydını kabul etmeyip, girmesini engelleyen Erdoğan’dı değil mi? (1998’de türbanlı olduğu için kaydı yapılmamıştı.)

Hadi bunun için bir hançer sapla!

Cumhurbaşkanı olman için 367 oy gerekir diyen Erdoğan’dı değil mi?

Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenler „Gerici Cumhurbaşkanı, çarşaflı, türbanlı eş istemiyoruz“ diye slogan atan da Erdoğan’dı değil mi?

27 Nisan da eşini arkadaşına emanet edip kaçmak istemenin sebebi de Erdoğan’dı değil mi? Hadi bunun içinde bir hançer vur sırtına!

Bu Ülkeye Erdoğan sayesinde Başbakan, Dışişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı olduğun içinde vur hançeri…

Sizi hiç kimse adam yerine koymazken.

Gerici, damgasıyla dolaşırken, bırakın Cumhurbaşkanı, Çankaya’nın kapısından eşinizle içeri alınmazken, Erdoğan her şeye göğüs gererek seni eşinle Balkona çıkardığı için, 1 numara yaptığı, göğsünü siper ettiği için bir hançer de göğsüne vur…

Ak Partiden ayrılıp şu ana kadar 3 parti kuranların hepsi de ayaklar altında paspas oldular… Bir tanede siz kurunda bu halk ayaklarını silsin ve temizlensin.

Ben sizi ta Refah Partisi döneminden tanır ve bilirim. Ne kadar korkak, sinsi biri olduğunuzu da bilirim…

SEN KÜRT KARDEŞİM BİR HANÇERDE SEN VUR ERDOĞAN’IN SIRTINA!

Daha dün Anadilini konuşamazken bugün okul açabiliyorsun.

Daha dün Devletin gözünde Kürt=PKK iken, bugün „kardeşim “ oldun. Daha dün evine iki çuval un alırken hesap verirdin, bu gün un fabrikası açıyorsun.

Dün yolda Kürtçe, jandarma kontrolüne gelince Türkçe kaset dinlediğin için vur! Vur ki rahatla…

Beyaz Toroslar için de vur. OHAL için de vur.

İlinize Üniversite açtığı için de vur! Havaalanı yol yaptığı için de vur! Huzurla yaşadığın için de vur!..

Size say say bitmeyecek imkânlar sağladığı için de vur!

SEN HASTA KARDEŞİM, BİR HANÇERDE SEN VUR!

İlaç alamazken

Muayene olamazken

Rehin kalırken

“Hastanede yer yok” diye seni hasta hasta evine gönderirken

Önce doktorun muayenehanesine, sonra hastaneye koştuğun; doktorun, hemşirenin seni adam yerine koymadığı, rüşvetle işlerin görüldüğü zamanları unuttuğun için bir hançerde sen vur!

Hastaya, engelliye hatta ana-Babana, torununa bakım ücreti aldığın içinde vur!

Evine bakım için gelen doktor içinde vur! Vur, vur da rahatla…

SEN EMEKLİ AMCA-NENE

Maaşını alamazken, saatlerce kuyruk beklerken, kuyrukta ölenler için de vur!

Şimdi bayramlarda aldığın 2 maaş için de vur… Bedava seyahat için de, Hava ve Demir yollarında yapılan %50 indirim için de… Ne bileyim bir şeyler bul sen de vur hançeri!..

SEN KÖYLÜ KARDEŞİM

Sen de boş durma

Buzağı ve inek başına aldığın destek için,

Dönüm başı ektiğin ekin için,

Yaptığın ahır için,

Traktör ve mazot desteği için,

Kömür desteği için, şimdiye kadar muhatap bulamadığın için vur, bir hançer de sen vur köylü kardeşim!

EY BAZI MUHTARLARIM

Siz de vurun 2002 yılında ödenekleriniz 90 TL idi… BAĞ-KUR’unuz yatmaz, muhtarlık kapandı kapanacak korkusuyla yaşardınız… Erdoğan’a “sen muhtar dahi olamazsın” denilerek sizi küçük gören, horlayıcı ifadeler kullanılırdı… Hatta „Erdoğan Dünya Liderlerine konuşurken birileri ne demişti hatırlayın „Erdoğan dünya liderlerine değil de sanki muhtarlara konuşuyor“ diyerek sizi adam yerine dahi koymamışlardı… Bunları hatırladıkça vurun hançeri!

Şu an ödenekleriniz Asgari ücret üzerinden olduğu için, Bağ-Kurunuz yattığı için, muhtarlıktan sonra ödediğiniz silah ruhsatı ve harç bedelleriniz ölene kadar vergiden muaf olduğu için, 19 Ekim muhtarlar günü yapıldığı için, tek tip İçişleri Bakanlığı onaylı kimlik kartlarını taşıdığınız için, Muhtarlık sitesi, Muhtarlık işleri Müdürlüğü, Muhtarlık Daire Başkanlığı kurulduğu, grup grup Külliye’ye, yurt dışlarına gidildiği için, muhtarlar benim UÇ BEYİM, Muhtarı üzen beni de üzer dediği için bir hançer de sen vur muhtarım!

EY VATANDAŞLARIM SİZLERDE BOŞ DURMAYIN

■Savunma Sanayii’ni %80 millileştirdiği için,

■Her ile üniversite ve havaalanı yaptığı için,

■Enflasyonu %60’lardan %5’lere kadar indirdiği için,

■Faiz oranlarını %67’lerden % 4,5’a kadar indirdiği için,

■Sayısız barajlar yaptığı için,

■Caydırıcı güç ve nükleer santraller kurduğu için,

■119 km tüneller yaptığı için,

■Her yıl zarar yaptığı Kamu bankalarını; her yıl kâr yaparak dünyada ilk 500 banka arasına soktuğu için,

■Kılık kıyafet serbestliğini getirdiği için,

■Milgem’le donanmayı caydırıcı güç haline getirdiği için,

■İhracatı 180 milyar $’a kadar çıkardığı için,

■Milli ilaç sanayiini başlattığı için,

■Onlarca Teknokent kurduğu için,

■1019 tane organize sanayi bölgesi kurduğu için,

■Devasa şehir hastaneleri yaptığı için,

■Milli uydularımız gökyüzünde dolaştığı için,.

BİZ VE GERÇEK AK PARTİLİLER HER DAİM YANINDAYIZ..

BİZLER HİZMETİ MAKAM ÖNÜNDE TUTANLARIZ,,

BİZLER HIRSIMIZ İCİN KİMSEYİ SIRTINDAN VURMAYIZ…

BİZLER DAVAMIZ İCİN SAVAŞIRIZ.

BİZLERAK PARTİ KURUCULARIYIZ…

BİZLER İHANET ETMEYİZ…!

#Bihavadis

VAH Kİ VAH…. BU MİLLETİ KİMLER YÖNETMİŞ?

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEĞİL, MASONLAR CUMHURİYETİ

MASON OLUR MUSUN?

1960 darbesinden sonra Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı yapılır. Gürsel 1966’da beyin

kanaması geçirince, 24 Mart’ta TBMM tarafından görevden alınır. Yerine ise Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay getirilecektir ama mühüm bir sorun vardır. Cevdet Sunay MASON değildir. Çok değil, 30 yıl sonra ülkeye cumhurbaşkanı yapılacak olan Genelkurmay başkanının Mason olmaması çok mühim bir engeldir. İşte Cevdet Sunay’ın bu hayati eksikliği, mason Suat Hayri Ürgüplü

Tarafından giderilir.

Nasıl giderildiği şöyle naklediliyor: „Cevdet Sunay, 1966 yılının başında bir NATO toplantısına katılmak için Paris’e gitmişti. Aynı günlerde eski Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’nün oğlunun Paris’te düğünü vardı. Düğünde herkes Cevdet Sunay’ın Cumhurbaşkanı olup olmamasını tartışıyordu. Eski Başbakan Ürgüplü, bu düğünde Sunay’a bir teklifte bulundu:

„MASON OLUR MUSUN.“ Ürgüplü ailesi Türkiye’nin önde gelen mason ailelerinden biriydi. Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay öneriye sıcak baktı. Dönüşünde Roma’ya uğrayıp MASONLUK yemini etti. İki ay sonra da, 17 Mart 1966’da tabii senatörlük, 28 Mart 1966’da ise cumhurbaşkanlığı yemini etti.

Kaynak: Gülen Şeytanlar Tarihi (Pavlus’tan Sabetay Sevi’ye, Sion’dan Fetö’ye Kripto Fitnecilerin Tam Listesi)

Kemal Özer, sayfa: 100

➡️ Cemal Gürsel, 1960’ta hafif bir felçle başlayan hastalığının gitgide ilerlemesi üzerine 2 Şubat 1966’da Başkan Lyndon B. Johnson’un özel uçağıyla tedavi için ABD’ye gitti. Kısa süre sonra komaya girince 26 Mart’ta Ankara’ya getirildi. Hekimler kurulunun, sağlığının görevini sürdürmeye engel olduğuna ilişkin raporu üzerine, TBMM kararıyla 28 Mart tarihinde cumhurbaşkanlığına son verildi. Yerine, eski

Genelkurmay Başkanı ve kontenjan senatörü Cevdet Sunay seçildi. Yaklaşık 7,5 ay komada kalan Cemal Gürsel, 14 Eylül 1966 günü öldü.

#NOT: Cemal Gürsel….askeri darbe ile devleti yıkıp halkı soymasını atatürkçülük kılıfı ile profesyonelce gizlemiş bir darbeciydi…atatürkçülük kisvesi altında devlet binalarına atatürk köşelerini ilk getiren, öğrenci ve öğretmenlerin resmi ritüellerde askeri nizam yürümesini ve üniforma mecburiyetini getiren en büyük atatürk istismarcısıydı

eyy lügner 

die armenier wurden vom 

russland

england

frankreich

usa

bewaffnet

mit diesen waffen wurden 4 millionen osmanen-türken feige ermordet oder vertrieben

befehlshaber der osmanischen armee war ein deutscher

lügen werden nicht wahr in dem man sie wiederholt 

ok manyako        

Wenn ihr Euer Mutterland, die Türkei kritisiert, dann :

-benutzt keine neugebauten Autobahnen

-benutzt nicht Marmaray, um schneller durch İstanbuls Verkehrsgewirr zu kommen.,

-benutzt keine Hızlı Tren – Verbindungen, um vielleicht liebe Menschen schneller zu erreichen,

-nehmt in langen Wartereihen in Krankenhäuser die frühere, übliche unterwürfige Haltung gegenüber Krankenschwestern und Ärzte an

-benutzt keine Brücken, keine Tunnel, die es Euch leichter im Straßenverkehr machen

-bezahlt für Eure Kinder wieder entstehende Krankenhaus-und Untersuchungskosten,

-legt euch rechtzeitig viel Geld zurück, um medizinische Behandlungen eurer Eltern im Alter bezahlen zu können,

-lehnt Rentenerhöhungen ab, wenn die Zeit ist,

-lehnt es ab, wenn ihr soziale und finanzielle Probleme habt, für den Winter eine Tonne kostenlose Kohle anzunehmen,

-lehnt es ab, wenn ihr mittellos seid, finanzielle Sozialunterstützung zu erhalten,

-legt viel Geld beiseite, wenn der traurige Moment gekommen ist, eure Angehörigen zu bestatten

-wenn ihr Rentner seid, bezahlt eure Tickets für Bus und Bahn

-wehrt euch dagegen, dass euer Land durch Staudämme und neue Kanäle fruchtbar und grün gemacht wird

-überlasst die Städte wieder dem Ungeziefer, das Müllberge liebt…..

-Wenn ihr aber die moderne, neue Türkei liebt, dann geht ihr auch mit offenen Augen durch euer Land, ihr seht die wunderbare Realität und ihr wisst, es bedarf sehr wenig, um das Gute zu sehen.

Inshallah erkennen es doch immer mehr und verlieren ihre Arroganz , ihre Überheblichkeit, denn es gibt nur diese Türkei und sie muss diesen Weg mit Hilfe des ganzen Volkes gehen. Es ist nur noch dieses Land übriggeblieben, das Land, welches Terror, Mord und Totschlag trotzt, jeder Schritt zurück führt in eine Katastrophe!

HAYDİ BİSMİLLAH TÜRKIYE ‼️ ‼️ ‼️

🇹🇷 ❤️ 🇹🇷 ❤️ 🇹🇷 ❤️ 🇹🇷 ❤️ 🇹🇷 ❤️ 🇹🇷 ❤️ 🇹🇷 ❤️

Evelyn Hecht-Galinski

bin sehr froh darüber, dass sich Kemal Bölge vom Manzara Verlag sich bereit erklärt hat, für die Hochblauen Seite und meine Leser Artikel zu schreiben, um sein Hintergrundwissen mit uns zu teilen. Er schreibt das, was man in deutschen Medien leider nicht lesen kann und darf. Ich halte es für enorm wichtig, dass meine Seite nicht nur in Sachen Palästina, sondern auch zu anderen wichtigen Themen Aufklärungsarbeit leistet. Ich danke Kemal Bölge ausdrücklich, für diesen Kommentar und freue mich schon auf viele weitere.

Es war ein recht warmer Herbsttag, Anfang November, als sich die Familie Awad entschied aus ihrer Wohnung in Gaziantep/Türkei zurück in ihr Anwesen nach Tel Abyad, im Norden Syriens, zurückzukehren. Vor allem die beiden Kinder der Familie, der 12-jährige Tarek und seine 10 Jahre alte Schwester Aischa freuten sich endlich wieder zu Hause zu sein. An jenem Tag spielten beide ausgelassen im hauseigenen Garten, als eine gewaltige Explosion die Freude über ihre Rückkehr zu einem Alptraum werden ließ. Terroristen der YPG/PKK hatten vor ihrer Flucht eine Mine im Garten vergraben. Beide Kinder wurden bei der Explosion schwer verletzt und in ein türkisches Krankenhaus verlegt. Die Ärzte kämpften um das Leben der beiden Kinder. Zum Glück haben beide überlebt, aber Tarek verlor ein Bein.

Seitdem die türkische Armee in Nordsyrien militärisch interveniert hat, vergeht kein Tag, an dem nicht ein Zivilist oder Soldat das Opfer einer Landmine geworden ist. Die Terrororganisation YPG/PKK hat in den eroberten Gebieten in Nordsyrien nicht nur gemordet und gebrandschatzt, sondern sie hat überall, selbst in Wohngebieten, tödliche Sprengfallen errichtet. Das lässt darauf schließen, dass eine Rückkehr der ehemaligen Bewohner Nordsyriens, wie die Araber, Turkmenen und Kurden usw., die wegen dem Krieg seit Jahren überwiegend in der Türkei leben müssen, nicht erwünscht war. Seit vielen Jahren leben Millionen von syrischen Flüchtigen in der Türkei. Fast alle haben ein Ziel: Irgendwann wieder in ihre eigene Heimat zurückzukehren. Die Türkei hat diese Flüchtlinge in der Not aufgenommen, aber der Aufenthalt in der Fremde soll nach Regierungsangaben kein Dauerzustand sein.

Die türkische Regierung hatte angekündigt syrische Flüchtlinge wieder in ihrer Heimat anzusiedeln und beschloss ein Investitionsprogramm für den Bau von Häusern. Sehr mühsam läuft die Entschärfung von Sprengfallen, weil selbst unter Brücken Minen gelegt wurden. Betroffen war in diesem Fall eine Brücke zwischen Rasulayn und Tal Halaf. Selbst das Krankenhaus in Tel Abyad war vor diesen Extremisten nicht sicher. Es diente als Hauptquartier, Waffen- und Munitionslager und war unterirdisch über ein Tunnelsystem verbunden. Spezialeinheiten der türkischen Armee fanden im syrischen Operationsgebiet in einer Schule, die offensichtlich als Lager diente, 50 Antipanzerminen.

Die Minenentschärfungseinheiten arbeiten in Nordsyrien fieberhaft an der Minenräumung in den Städten und Gemeinden, damit die Zivilbevölkerung wieder in ihre Häuser und Wohnungen zurückkehren können. Die Minen bekommt die Terrororganisation überwiegend aus Italien, Russland und Deutschland geliefert. Nach Angaben der Tageszeitung Sabah handelt es sich bei 60 Prozent der Minen, die die türkischen Sicherheitskräfte bei Operationen sichergestellt haben, um Minen aus Italien.

Obwohl Italien die Konvention zum weltweiten Verbot von Antipersonenminen 1997 unterschrieben und 1999 ratifiziert hat, wird die PKK nach wie vor mit diesen gefährlichen Sprengfallen beliefert. Das liegt daran, weil der Vertrag Antipersonenminen so definiert, dass

https://www.yenisafak.com/…/pkk-ypgnin-depo-olarak-kullandi…

diese […] „eine oder mehrere Personen kampfunfähig macht, verletzt oder tötet.“2 Anders ausgedrückt, Minen, die sich direkt gegen Personen richten, sind verboten. Antifahrzeug und Antipanzerminen fallen nicht in diese Kategorie, weil sie sich nicht direkt gegen Personen richten. Trotz des Verbots von Antipersonenminen wurden nach Angaben der türkischen Zeitung Akşam bei Antiterroroperationen der türkischen Armee im Südosten der Türkei die verbotenen Antipersonenminen sichergestellt.3 Die USA haben übrigens die Konvention für ein weltweites Verbot von Antipersonenminen nicht unterzeichnet.

Dieser Konvention ist auch Deutschland beigetreten, aber die PKK wird nach türkischen Presseberichten auch mit deutschen Minen beliefert. Man erinnere sich an die Aufregung in Europa und insbesondere Deutschland vor einigen Wochen, als die Türkei am 9. Oktober 2019 eine Militärintervention in Syrien startete. Was wurde in den Medien nicht alles verlautbart. Es ging sogar so weit, dass einige Politiker einen Ausschluss der Türkei aus der NATO forderten, obwohl die gleichen NATO-Mitgliedsländer nichts dabei finden eine Terrororganisation wie die YPG/PKK mit Waffen zu beliefern. Diese Länder wissen ganz genau, dass sich diese Waffen dann gegen das NATO-Partnerland Türkei richten werden. Eine NATO-Partnerschaft sieht sicherlich anders aus. Es ist nicht verständlich warum zum Beispiel Deutschland syrische YPG/PKK Terroristen mit Minen beliefert, obwohl sich diese Minen gegen die Zivilbevölkerung richten und offensichtlich eine Rückkehr der syrischen Flüchtlinge aus der Türkei in ihre Heimat verhindert werden sollte.

Über die Ereignisse in Syrien haben die meisten deutschen Medien völlig einseitig berichtet. Die Berichterstattung war begleitet von Fehlinformationen und Halbwahrheiten. Hier einige Beispiele: Die Terroristen der YPG/PKK feuerten mit Granaten auf zivile Ziele auf türkischer Seite und dabei wurden mindestens 18 Zivilisten getötet.4 Darüber wurde in den deutschen Medien kaum etwas berichtet. Darüber hinaus waren Journalisten, die von der türkischen Seite der Grenze berichteten, immer wieder das Ziel von Heckenschützen der YPG/PKK. Die Propaganda der Terrororganisation wurde von vielen deutschen Medien als glaubwürdig eingestuft und völlig unkritisch verbreitet. So behauptete die Propaganda der YPG/PKK, die türkische Armee hätte ein Krankenhaus wahllos angegriffen und in einem anderen Fall wäre eine zivile Fahrzeugkolonne aus der Luft angegriffen worden. Beide Berichte haben sich im Nachhinein als unwahr erwiesen. Ein anderes Beispiel für die Verbreitung von Falschinformationen war der angebliche türkische Angriff auf eine armenische Kirche im syrischen Tel Abyad. Tatsächlich hatten die Terroristen der PKK die armenische Kirche als Quartier und Waffenlager benutzt und das Mobiliar der Kirche demoliert. Türkische Aufklärungsdrohnen kreisten über dem Ort und die türkische Armee war darüber informiert, wer sich in der Kirche verschanzt hatte. Darüber hinaus wusste man um den Stellenwert einer Kirche und das Gotteshaus wurde nicht angegriffen. Im Übrigen: Die armenische Kirche wurde inzwischen renoviert und ist vor kurzem wieder eröffnet worden und es finden wieder Gottesdienste statt.

Die Zusammenarbeit der Vereinigten Staaten mit dem syrischen Ableger der Terrororganisation PKK, der YPG, begann quasi mit der Gründung einer anderen Terrororganisation, dem sogenannten IS. Die Terroristen des IS sorgten zunächst im Irak und danach in Syrien für Angst und Schrecken, als sie in den eroberten Gebieten öffentlichkeitswirksam auf grausame Art Gefangene enthaupteten und die gemachten Aufnahmen anschließend ins Internet stellten. Der IS brachte innerhalb kurzer Zeit zunächst im Irak und danach in Syrien große Gebiete unter seine Kontrolle. Die Waffenlieferungen der USA an kurdische Terroristen wurde von offizieller Seite mit dem Kampf gegen den IS begründet. Zu diesem Zeitpunkt entschieden sich die Amerikaner die Stadt Rakka vom IS zu „befreien“ und die US-Luftwaffe bombardierte die Stadt so lange, bis sprichwörtlich kein Stein auf dem anderen blieb. Nachdem alles Leben in der Stadt vernichtet war, rückte die YPG/PKK ein.6

Von einem „heldenhaften und aufopferungsvollen Kampf“ gegen den IS war weit und breit nichts zu sehen. Im Mai 2017 begannen die Waffenlieferungen der US-Armee an die syrisch-kurdischen Terroristen. Mit angemieteten großen Lastwagen wurden über den Irak nach Nordsyrien militärische Gerätschaften transportiert. Die YPG erhielt Waffen, Munition und Fahrzeuge, darunter Anti-Panzer-Raketen, gepanzerte Fahrzeuge und Mörsergranaten. Nachdem die Waffenlieferungen begonnen hatten, gab die US-Regierung gegenüber der Türkei ein Versprechen ab. Alle Waffen würden nach Beendigung der Militäroperation wieder eingesammelt. Das Pentagon führte Buch darüber welche Waffen an die YPG/PKK geliefert wurden. Später erklärte Washington, es sei unmöglich festzustellen, wo sich die Waffen jetzt befänden.

Die US-Armee hat die syrisch-kurdischen Terroristen militärisch ausgebildet und unterhält nach wie vor Stützpunkte in Nordsyrien. Mithilfe der Amerikaner eroberten diese 33 Prozent Syriens und in diesem besetzten Gebiet befinden sich 98 Prozent der Erdöl- und Erdgasvorkommen, obwohl die syrischen Kurden vor dem Krieg schätzungsweise nur 8 Prozent der Gesamtbevölkerung Syriens stellten. Nach Ansicht von Militärexperten haben die USA den syrischen Ableger der PKK, die YPG, mit über 30.000 LKW-Ladungen voll mit Waffen versorgt und sich, trotz aller Versprechungen, bisher an keine Vereinbarung mit der Türkei gehalten. Zumindest in Puncto Ehrlichkeit kann man US-Präsident Trump keinen Vorwurf machen. Er erklärte vor kurzem in nüchternem Ton, die US-Armee werde die Ölfelder im Nordosten Syriens vor dem IS beschützen.7 Wie sagte doch einst der englische Dichter William Shakespeare „Bin ich auch von Natur nicht ehrlich, so bin ich´s zuweilen aus Zufall.“

1- Okuduğu ilkokulda (şimon zwi mektebi) sadece yahudilerin okuyabildiğini biliyormusunuz..??

2- Soyu bellirsizdir.. Dedesi nenesi amcası dayısı teyzesi veya kuzenleri NEDEN yoktur..??

3- Kimliğinde mustafa yazmaz.. Kamal atatürk yazar.. Mustafa ismini neden red etmiştir.. kemal yerine NEDEN Kamal yazdırmıştır..??

4- Cenazesinde NEDEN yahudi masonik nizam töreni yapılmıştır..??

5- Anıtkabiri yapan mimar NEDEN yahudidir..??

6- Anıtkabir NEDEN mason tapınaklarına benzetilmiştir…??

7- İsrailde neden büstü bulunur ve büstün altında NE yazar..?? İsraile anıtın hangi gerekçe ile dikildi..??

8- Son meclis konuşmasında kur’anı kerim için NEDEN gökten indiği sanılan kitap demiştir..??

9- Peygamber efendimiz için NEDEN arap uşağı diyerek hakaret etmiştir..??

10- İngiltereye NEDEN sizin valiniz olmaya hazırım diye mektup yazmıştır..??

11- NEDEN hilafeti kaldırarak, ingilterenin lozanı kabul etmesini sağlamıştır..??

12- Pakistandan kurtuluş savaşı için gelen 500.000 liranın 180.000 lirasını savaş için 320.000 lirası ile işbankasını kurarak partisi chp’yi bu bankaya NEDEN ortak etmiştir..??

13- 1923 den 1938’e kadar edinmiş olduğu ve saymakla bitmeyen malvarlığını NASIL kazanmıştır..??

14- Trabzon milletvekili şükrü beyi adamı topal osmana NEDEN öldürtmüştür..??

15- İstiklal mahkemelerini kurarak 500.000’e yakın insanı NEDEN asmıştır..??

16- Çanakkale savaşında bütün askeri şehit düşen 57. alayda bir tek kendisi NASIL yara almadan kurtulmuştur..??

17- NEDEN harf inkilabı yaparak bir milleti cahil bırakmıştır..??

18- 1933′ e kadar üniversitelerden temizlenen osmanlı müderrislerin yerine, sadece istanbul üniversitesine NEDEN yahudi 22 profesör ve yahudi 90 asistan yerleştirmiştir..??

19- NEDEN halk aç iken tekel bira fabrikası kurdu ve fuhuşu genelev olarak resmileştirdi..??

20- NEDEN kur’anı kerimi toplattırıp ezanı türkçeleştirdi.. NEDEN camileri satıp ve ahıra çevirdi..??

21- İstanbulun fetih sembolü ayasofyayı NEDEN müze haline getirdi..?? NEDEN fener rum patrikhanesini müzeye çevirmedi..??

22- Latife hanımdan boşanma sebebi NEDİR..?? ve latife hanımın hatıratları hala NEDEN açıklanamıyor..??

23- Vedat uşaklıgil’in hayatındaki yeri NERESİDİR..??

24- Annesi zübeyde hanım selanik mahkemelerine başvurarak NE talep etmiştir..??

25- Annesinin cenazesine NEDEN katılmamıştır..??

26- Tüm devrimleri NEDEN islama aykırı..??

27- Milli mücadele kahramanı halit paşayı 9 şubat 1925 de meclis koridorunda NEDEN öldürtmüştür..??

28- 1918 de, biten çanakkale savaşından sonra 1953 senesine kadar biz türklerin ziyareti NEDEN yasaklanmıştır..??

29- Halk açlıktan kırılırken sadece yahudilerin taktığı şapkayı NEDEN kanun haline getirmiştir ve NEDEN karşı gelenleri asmıştır..??

30- Kur’anı kerimin ayetleri için NEDEN safsata demiştir..??

31- Sabetay sevi denilen kişiye NEDEN hayranlık beslemiştir..??

32- NEREDE sarhoşken yahudi olduğunu ağzından kaçırmıştır..??

33- 1928 de “devletin dini islamdır“ ibaresi NEDEN çıkartmıştır..??

34- 1924 de medreseleri kapatırken, NEDEN azınlık okullarına dokunmadı..??

35- Filistin cephesinde ingilizlerle NEDEN anlaştı..??

36- Abdülhamidhanın yahudilere vermediği filistin toprakkarında kurulan israili nasıl terketti tek kurşun atmadan..??

37- “Olmasaydı olmazdık, vatanı düşmanlardan kurtardı diyorsunuz ya“ peki 1936 senesine kadar istanbul NEDEN ingiliz işgali altında kaldı..??

38- 4.000.000 metrekare toprağımızı, lozanda 780.000 metrekareye düşürülmüştür.. bu ülkeyi lozanda temsil etmeye bizzat NEDEN kendisi gitmemiştir..??

39- Güya denize döküp kovduğumuz ve yendiğimiz yunanlılara batı trakya, egedeki adaları verip üstüne savaş tazminatını NEDEN vermiştir..??

40- 5816 sayılı kanunla korunarak NİÇİN gerçeklerin saklanma gereği duyuluyor.. ve 5816 sayılı koruma kanunu NEDEN bir yahudi avukat tarafından hazırlamıstır..??

41- NEDEN mason olmayı tercih etmiştir..?? ve masonluktan NEDEN kovulmuştur..??

42- İttihad ve terakki cemiyetinin kuruluşunda jön türklerle birlikte NEDEN yer almıştır..??

43- Cumhuriyet rejimini kurduktan sonra NEDEN hiç dış bir ülke ziyaretine gitmemiştir..??

44- Dersim katliamını NEDEN yaptırmıştır.. ve şeyh saidi NE karşılığında affedeceğini teklif etmiştir..??

45- Osmanlı arşivlerini bulgarlara hurda kağıt olarak NEDEN satmıştır..??

Bunların Hepsi aynı

Ruh Sağlığı Bozuk olan.

Baş Örtülülere Sarıklılara saldırıyor.

Bu Son olmayacak biliyoruz. Bir dahaki sefere. 

Bizim de Ruh Sağlığımız Bozulursa Kaçacak delik arayın. 

Sadece Ruh Sağlığınızı değil.

Sizide Bozarız.

#BaşörtümeDokunanEliKırarım

KETÖ-(keMalist terrör örgütü) ihanet ve cinayet örgütü, Anadolu’nun en zeki on binlerce evladının beyinlerini körertti. 96 senede memleketi gururlandıracak hiçbir ürün ortaya koyamadılar. Bu muzır ve zelil yapıdan olmasaydı şimdiye kadar binlerce Selçuk Bayraktar 

TARİHİNİ BİLMEYEN MİLLETLERİN COĞRAFYASINI BAŞKALARI ÇİZER

PROF.DR.YALÇIN KÜÇÜK:“TÜRKİYE’DEKİ YAHUDİLER, İSRAİL’DEKİ YAHUDİLERDEN DAHA GÜÇLÜDÜR.“

Yahudi Hahambaşı Haim Nahum’un Türkiye Doktrini:

1- İşsiz bırakacağız

2- Aç bırakacağız

3- Borca esir edeceğiz

4- Dininden uzaklaştıracaksınız ( Türk milletini dininden yani İslam’dan uzaklaştıracaksınız )

5- Böleceğiz (Mezhep: Sünni,Şii,Alevi-Irk Türk,Kürt,Laz Çerkez,Arap vs. Siyasi olarak)

6 -Böldüğün parçaları birbiriyle çarpıştırıp kavga ettireceksin

7- Büyük İsrail’e vilayet yapacağız (Bu parçalanmış ve yeterince yumuşamış lokmaları alıp yutacağız)

Yeni Laik devletin (T.C.) kuruluşunda mihenk taşı kabul edilen bu antlaşmaya, memlekette

başka adam mı kalmadı da başdanışman olarak ne asker, ne de siyaset adamı olan

Yahudi din adamı Hahambaşı Haim Nahum Lozan’a gitti?

Mısır Hahamı olan Siyonist Haim Nahum1923 yılında Lozan antlaşması öncesinde Avrupalı

dostlarına ve Mason Loca şeflerine şöyle seslenmiştir:

„YANLIŞ YAPIYORSUNUZ;

ANADOLU’YU İŞGAL ETMEKLE MÜSLÜMAN TÜRKLERİ SİNDİRECEĞİNİZİ Mİ

SANIYORSUNUZ? HAYIR, BİR KAÇ YIL İÇİNDE BU MİLLETİN YENİDEN DİRİLECEĞİNİ,

TOPARLANIP DERLENECEĞİNİ HESABA KATMIYORSUNUZ…!

ÖYLEYSE YAPILACAK ŞEY;

LOZAN ANTLAŞMASIYLA BUNLARA BİR FIRSAT TANIYIP, BU ZAMAN İÇİNDE İSLAMİYET’TEN UZAKLAŞTIRACAK, DİN VE TARİH ŞUURUNU UNUTTURACAKSINIZ.

Müslüman Türkler, bir iman ve ahlak tahribatı geçirmelidirler.

Ekonomileri çökertilmeli Siyasi partilerden gazetecilere, hepsi ele geçirilmelidir.

Onlar ülkelerini parsel parsel satacak hale getirilmelidir. Yumuşak ve kolay lokma yapıldıktan

sonra ise, Türkiye parçalanıp büyük İsrail’e katılmalıdır.“ demiştir.

Bu kocaman cümle tamamen Siyonist HAİM NAHUM’a aittir. Korkulacak bir şey yoktur.

Korkudan bayılıp ölünecek bir durum vardır.

Çünkü bizlerden hariç herkes görevini yapıyor. Yine çok korkunuz ve korkudan ölünüz…!

Çünkü herkeslerin haricindeki bu sessiz yığınlar, uyku suskunluğundadır. Çünkü bu ölüm uykusuna

Yatmış sessiz yığınlar ölümün sekarat nöbetindeler.

1923’te Türk heyetinde yer alarak Lozan antlaşmasındaki başarısı (İHANETİNDEN) dolayı

Türk hükümeti tarafından „EFENDİ“ ünvanı verilerek ödüllendirildi.

______________________________________________

FEVKALEDE SAKINCALI MEVZULAR

Joseph Grew, 1927-1932 yıllarında ABD’nin Ankara büyükelçisiydi. Lozan Konferansı’nda gözlemci

olarak bulunmuştu. Hatıralarını iki kitap halinde yayınladı. Bu kitaplardan ilki “Lozan Günlüğü” adıyla Türkçe’ye çevrildi. Mister Grew’ün anılarında yer alan İsmet İnönü ile ilgili bir bölümü okuyalım:

“Türkler bu akşam Palace Hotel’de seksen kişinin davetli olduğu ilk büyük yemeklerini verdiler.

Yemekten ayrılmayı arzu ettiğimiz anda İsmet bizleri kolumuzdan tutup bitişikteki odaya soktu,

yeşil chartreuse likörü sipariş etti…

Kadehleri daha önce benzeri görmediğim bir hızla birbiri ardına yuvarlamaya koyuldu.

Ortada hiçbir şey yokken candan kahkahalar atıyordu…

İsmet, ABD’yi görmek istediğini söylediğinde ise çarpıcı ayrıntılarıyla kendisini nasıl Paris ve Londra’ya götüreceğimizi, ardından Birleşik Devletler’i baştan aşağı gezdirerek Niagara Şelalesi’ni, Colarado Kanyonu’nu, Beyaz Saray’ı göstereceğimizi söyledik. Bunun için yapması gereken şey şu iki antlaşmayı imzalamaktan ibaretti: Önce müttefiklerle sonra bizimle olan antlaşmalar!

İsmet büyük bir gusto ile dizine vurdu, yeşil chartreuse’dan iki bardak daha yuvarladı.

Eğer antlaşmalar hazır olsaydı, büyük ihtimalle her şeye orada imzayı basacak durumdaydı…”

(Lozan Günlüğü, Multilingual, 2001, Sayfa: 81-82)

*

Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalandı…

Antlaşmadaki otuz altı Gizli Madde bugüne kadar günışığına çıkmadı. O gizli maddelerden birisi de

Hilafetin Kaldırılması’dır!

Hahambaşı Haim Nahum (1873-1960) Lozan’daki Türk heyetinde yer aldı: İsmet İnönü’nün başdanışmanıydı…

Nahum, 1900-1904 yılları arasında Yüksek İstihkâm ve Topçu Okulu’nda Fransızca öğretmenliği yaptı. Talebeleri arasında İsmet İnönü de vardı! İsmet Paşa, 14 Şubat 1901 tarihinde girdiği topçu okulunu 1 Eylül 1903’te bitirdi.

Esther Benbassa’nın yazdığı “Son Osmanlı Hahambaşısı’nın Mektupları” adlı kitapta “Haim Nahum, 1919’dan sonra Mustafa Kemal’in adamı olmuştur” cümlesini okuyoruz. (Milliyet Yayınları, Sayfa: 45)

Lozan Konferansı’nda görüşmelerin sürdüğü dönemde Paris gazetelerinden birinde çıkan bir haberde Haim Nahum’un “Endişe edilmesin. İsmet, benim ahbabımdır. Sözümden çıkmaz. Lozan’da işleri düzeltirim” dediği yazılmıştır!

Haim Nahum’un İngiliz heyetiyle görüşmelerde arabuluculuk yaptığı aşikârdır. Başta “Hilafetin Kaldırılması” olmak üzere “gizli maddelerin kabul ettirilmesindeki” en etkili isimdir!

*

İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Sir Percy Loraine, 26 Ekim 1938’de Londra’ya gönderdiği gizli mesajda “Atatürk krizi atlattı, ancak hastalığının öldürücü olduğunun farkında değil” diyordu!

Percy, “Atatürk’ün hastalığında kabinede tam bir uyum vardı. Her önemli konuda İnönü’ye danışılmıştır.

Lütfen Kral’a bildiriniz” diye yazmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk ise 5 Eylül 1938’de vasiyetini yazdırdı!

Vasiyetinin bir kısmı sansürlenmiştir! Vasiyetinin sansürlenen bölümlerinin bulunduğunu uzun seneler sonra öğrenen Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dır!

Ondan önceki Cumhurbaşkanı olan (12 Eylül’ün lideri) Kenan Evren 1988 yılında (Çankaya Köşkü’nde iken) Atatürk’ün vasiyeti ile alakalı olarak bazı bilgilerin açıklanmasını “sakıncalı” görmüştü!

Mustafa Kemal Atatürk’ün sansürlenen vasiyetinde (mesela) “Hilafetin Kaldırılması hakkında” bir cümle veya bölüm var mıdır?

*

Münir Ertegün (1883-1944) Lozan Konferansı’ndaki Türkiye delegasyonunda “hukuk danışmanı” olarak yer aldı. 1934 yılında Türkiye’nin Washington Büyükelçisi oldu. 11 Kasım 1944 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda edene kadar bu görevini sürdürdü…

ABD’nin Türkiye’deki Eski Rejim’i (Baronsal Üst Yapı) İngiltere devletinden devraldığı tarih, 11 Haziran 1944’tü: İkinci Cihan Harbi’nin gidişatını değiştiren Normandiya Çıkarması’nın “sadece beş gün sonrasından” söz ediyoruz!

Yani, kapalı kapılar ardındaki bu hadise gerçekleştiği sırada; Mister Ertegün Washington büyükelçisiydi…

Ertegün Ailesi’nin “İbrani asıllı” olduğuna dair ciddi iddialar vardır!

İkinci Dünya Savaşı’nın sembolü sayılan savaş gemisi USS Missouri 5 Nisan 1946’da İstanbul’a gelmiştir.

Gemide 1944’te Washington’da ölen Münir Ertegün’ün naaşı yer alıyordu! Söz konusu savaş gemisinin ziyareti, Soğuk Savaş’ın başlangıcında “Komünizme karşı ABD sizi koruyacak!” illüzyonunu simgeliyordu. ABD’nin Türkiye’deki derin egemenliği de böylelikle perçinlenmiş oluyordu!

O günlerde henüz altı yaşında olan Fetullah’ın, Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’ni kurmasına daha on dokuz sene vardı!

26 Ocak 1949’da İstanbul’a yeni gelen Rum Ortodoks Patriği Athenagoras, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye ABD Başkanı Harry Truman’dan bir mesaj getirmiştir!

Türkiye, 28 Mart 1949’da “İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke” oldu! Tanıma kararının altında

Cumhurbaşkanı İnönü’nün imzası yer alıyordu.

Tamer Korkmaz /Yenişafak–2 Ekim 2016

Binlerce yıldır sadece Allah’a tapan Türk çocuklarını ‘okul’ isimli müşrik yetiştirme merkezlerine toplayıp yalan olduğu binlerce kez kanıtlanmış safsatalarla beyinlerini yıkayarak bir Yahudi’ye Atam dedirten ve secde ettiren İngiliz projesi sömürü ideolojisine, Kemalizm denilir.

🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺

Auch wenn die Türkei weiter angefeindet wird, der Tag kommt, dass diese Anfeindungen verstummen werden und die Türkei ein Land ist als Global Player, als menschliches Vorbild, als ein Land auf Augenhöhe mit allen anderen.

Das ist der Zeitpunkt, wo der Westen und gerade Deutschland, einsam still und leise, mitleidslos den Anschluss an die übrige Welt verpasst hat, wo die Probleme, welche immer der Türkei angedichtet wurden, dem eigenen Land über den Kopf wachsen und keine Zeit mehr bleibt für Hetze, Lügen, Arroganz und Überheblichkeit gegenüber anderen Staaten, wo dann Deutschland der kranke Mann Europas sein wird, wo die Rente nicht mehr reicht, wo die Zahl Wohnungsloser immer mehr ansteigt. Die einzige statistische Kurve, die dann nach oben zeigen wird : die Armut, die Arbeitslosigkeit, die Kriminalität.

Die verdammte Politik hat sich bis ins Tiefste versündigt an der Bevölkerung, sie hat sie zum Hass auf alles fremdländige durch Lügen und Fake Meldungen erzogen und wenn der Moment da ist und sie nicht mehr lügen kann….. Ja, dann wird es schlimm werden.!!!

Hattı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır

İTHAL PUT’LARINIZ RÜZGARA DAYANIKLI MI ?

YAKINDA FIRTINAMIZA TANIK OLACAKSINIZ..

Fetönün tasfiyesi devlet içinde sert rüzgarlar estirsede, asıl fırtına yakında başlayacak.

100 yılın hesaplaşması çok yakında..

3 bin yıllık tarihimizde Kalbimize ok gibi saplanıp bizi değerlerimizden uzaklaştıran ve kim olduğumuzu unutturan laik zihniyet’ten bahsediyorum.

Bu oku çıkarmak biraz sancılı olacak.

Lakin yinede çıkaracağız.

Fetö örgütü bunun yanında devede kulak kalacak.

Fetönün arkasında abd vardı,

Ama bunların ardında tüm dünya var.

100 yıl önce dışardan ithal yahudi devşirmesi olan laik zihniyetin tasfiyesi kolay olmayacak.

Ćünkü içimize yerleşmiş ur gibiler.

Çanakkale tarzı ameliyat gerekiyor.

Yinede bıçaģı elimize alıp kendi ur’umuzu kendimiz temizleyeceğiz.

İşte bunu gördükleri için hareketleniyorlar.

Hdp’nin yapamadığının fazlasinı yapmaya çalışıyorlar.

Batı’nında bu son şansı.

Bu şansı iyi kullanmaya çalışacaklar.

29 eylül 2016 tarihli yazımızda uyarımızı yapmıştık.

Yine tekrar ediyorum.

Hem tsk’da, hem yargıda, hem siyasette, hemde bürokraside fazlasıyla var bunlardan.

„Fetöden daha tehlikeli olan laik kesimden bahsediyorum“

Emperyalist Batının türkiyede iki kolu var idi.

Bunlar fetö ve laiklerdi.

Fetönün oldugu sol kol kesildi.

Şimdi saģ kol olan laikler kaldı.

Asıl tehdit bu laiklerdir.

Ve unutmayın ki, son darbe bunlardan gelecek.

Fetö olayı bunlarin yaninda devede kulak kalacak.

Batı, Darbe girisiminin ardından zaman kazanmak için pkk ile saldırılarıñı artırmıştı.

Arka planda ise bu sag kolu harekete geçirmek ićin gizli planlar yapacaklardı.

Çünkü ellerindeki son koz.

Eğer başaramazlarsa türkiye ellerinden çıkacak ve islam aleminde, ortadoguda, afrikada ve asyada liderlik iddasında bulunacak.

Bu onlar ićin sonun baslagıci demek.

Asla müsade edemezler.

Bu yüzden ellerindeki son kozu sonuna kadar oynayacaklar.

Kraliçe elizabeth’in dedigini hatırlayın ;

„Bugün türkiyeyi işgal etsek, tıpkı 1920deki gibi bizi çiçeklerle karşılayacak adamlarımız var.

Bu söz boşuna söylenmedi elbette.

Kalbimize saplanan oku çıkarmamızı engellemek için son defa gelecekler.

Busefer içimizdeki ur’larla birlikte saldıracaklar.

İlk sarsıntıları can dündar gibi hainlerle gösterdiler.

Devamını kılıçtaroğlu ve chpkk gibilerle sürdürecekler gibi gözüküyor.

Devlet bu tehlikeyi gördüğü ićin önce terörist vekilleri içeri aldı, ayak altında dolaşmasınlar diye.

Devlet Son yumruğu bunların tepesine indirecek.

Yakında göreceğiz..

Dedik ya,

Son defa gelecekler.

Ya alıp kalacaklar

Ya verip gidecekler..

SORU:

CHP’TARİHİ DENİLİNCE AKLA NE GELİR ❓

CEVAP: İDAM 😢

BEN ANKARA’DA ❗6128 ❗KİŞİNİN SEHPADA İPİNİ ÇEKMİŞİM.:

( İstiklal Mahkemesi Cellat’ı / KESKİNLİ KARA ALİ )

29 Nisan 1920’de Mustafa Kemal’in emri ile Mehmet Şükrü Bey ve Dr. Tevfik Rüştü’ye İhtilâl Mahkemeleri kurdurulur. Özel kanunla belirlenen mahkemenin adı daha sonra İstiklâl Mahkemeleri olarak değiştirilir. Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa da 14 İstiklâl Mahkemesi kurulması için öneride bulunur ve mahkemeler Temmuz 1921-Ekim 1923 tarihleri arasında çalışır. İlk olarak Kastamonu, Konya, Samsun ve Yozgat’da kurulur ve 17 Şubat 1921’e kadar yaklaşık beş ay kadar çalışır. Bu dönemde 54.000 insan yargılanır, 1054 insan idam edilir, 43.000 kişi ise sürgün ve hapis cezası alır. Bu daha başlangıçtır!!.

1923’te tekrar açılan ikinci dönem İstiklâl Mahkemeleri, 1927’ye kadar faaliyet gösterir. Mahkeme, 29 Haziran 1925 tarihinde Diyarbakır’da Şeyh Sait ve 46 destekçisini idam eder. Sonrasında İstanbul ve Ankara İstiklâl Mahkemeleri kurulur. Bu mahkemeler bir süre sonra binlerce masum ve mazlum insanın idam edildiği bir yapı haline gelir. Ankara İstiklâl Mahkemeleri’nin Başkanı Ali Çetinkaya, savcısı Necip Ali Küçüka ve üyesi Kılıç Ali’dir. Bu üç Ali, yaptıkları birçok haksız yargılamalarıyla hafızalara kazınır. Mahkemelerde yargılananların birçoğu aynı gün içerisinde tutuklanır, yargılanır, cezalarını alır ve idam edilir. Sadece Ali Çetinkaya’nın tek başına Ankara İstiklâl Mahkemesinde verdiği idam kararlarının toplamı 2470’tir.

Asılarak gerçekleştirilen idamlarda görevlendirilen Keskinli Cellât Kara Ali, Tanin gazetesinde kendisiyle yapılan bir röportajda: “Ben Ankara’da 6128 kişinin sehpada ipini çekmişim.” der !

Müjdecim¸ Kurtarıcım¸ Efendim¸ Peygamberim;

Sana uymayan ölçü¸ hayat olsa teperim! 

~Necip Fazıl Kısakürek~

bir zamanlar birileri German-Viking Runen Alfabesini Göktürk Alfabesi diye kazıklamadımı,ve binlerce Cahil buna inandı

Tarih Kitaplarını Batılılar ve yerli Batıcılar yazarsa böyle olur

Hutbede  „Atatürk’ün adını neden zikretmiyorsunuz“ ? diye ortalığı ayağa kaldıran „din istismarcısı“  CHP’ciler..😁

Gören duyan da sizi  anıtkabire gittiğinizde fatihalar, yasinler okuduğunuzu, aslanlı yolda zikirler çekip Atatürk için hatimler indirdiğinizi sanacak..😁😂

Tarih 5 şubat 1932. Sadettin Kaynak Süleymaniye Camii’nde smokinle hutbe veriyor.

Şaşırmak ve kızmak için acele etmeyin. 1928 yılında hükümetin isteği ile bir komisyon toplanır ve şu kararlar alınır:

1- Camilere sıralar konulacak ve ayakkabı ile girilecek.

2- Camilere enstrümanlar konulacak ve ibadetler müzik eşliğinde yapılacak.

3- Osman Nuri Çerman meclise 40 maddelik bir teklif sunar ve teklifin bir bölümünde Kuran’ın bir kısmının atılarak Atatürk’ün söylev ve demeçlerinin konulmasını ve bunlarla ibadet edilmesini teklif eder.

Hatta şunu da ilave eder: Cuma namazları pazar günleri saat 09.00’a alınsın.

Kaynak: Osman Nuri Çerman, Mutlu Bir Vatan İçin Düşünceler.

Cumhuriyet devrinde sarıksız, cübbesiz, fraklı ilk Türkçe hutbe,

5 Şubat 1932’de Sadettin Kaynak tarafından Süleymaniye Camii’nde okundu.

Hutbede okunan Kur’an ayetleri, Fransızca Kur’an çevirisinden hareketle hazırlanan “Türkçe Kur’an-ı Kerim”den seçilmişti.

1932 Ramazan ayı, Cumhuriyet tarihinin en çarpıcı toplumsal mühendislik projelerinden birinin tatbik sahasına konulduğu yıl oldu.

“Dinde reform”, “Türkçe ibadet”, “İslam’ı Türkleştirme” ve “Milli Müslümanlık” adlarıyla anılan bu inkılap hamlesi,

Reisi cumhur Mustafa Kemal’in teşvik ve desteği ile başladı.

22 Ocak 1932 günü Yere batan Camii’nde “Hafız Yaşar Okur”un ilk Türkçe Kur’an’ı okumasını, 30 Ocak 1932’de “Hafız Rıfat” tarafından Fatih Camii’nde seslendirilen ilk Türkçe Ezan takip etti.

3 Şubat 1932 Kadir Gecesi, Ayasofya Camii’nde Türkçe Tekbir icrasından sonra, ibadet dilinin Türkçeleştirilmesi teşebbüslerinin son adımı atılarak, 5 Şubat 1932 tarihinde Süleymaniye Camii’nde “tamamı” Türkçe olan ilk hutbe irad olundu.

Sadeddin Kaynak’ın: Türkçe hutbeye sıra gelmişti.

Atatürk:

“Haydi bakalım.

Türkçe hutbeyi de Süleymaniye Camii’nde mukabele oku!

Amma okuyacağını önce tertip et, bir göreyim” dedi.

Yazdım, verdim.

Beğendi.

Fakat: “Paşam, bende hitabet kabiliyeti yok.

Bu başka iş, hafızlığa benzemez” dedim.

“Zarar yok, tecrübe edelim” buyurdu.

Bunun üzerine tekrar sordum:

“Hutbeye çıkarken sarık saracak mıyım?”

Hayır, sarığı bırak…

Benim gibi başı açık ve fraklı!”

Ne diyeyim inkılâp yapılıyor, peki dedim.

Türkçe hutbenin metni sadece Kur’an’dan seçilmiş ayetlerden oluşmaktaydı.

Ayetlerin çevirisi ise “Cemil Said” tarafından “Kasimiriski”nin

“Le Koran” adlı Fransızca Kur’an çevirisinden hareketle hazırladığı

“Türkçe Kur’an-ı Kerim” (İstanbul, 1924; 2. Bas. 1926) den seçilmişti.

Hafız Saadettin Kaynak hutbeyi okuduğu esnada ve hutbeden sonra orada bulunan diğer hafızlar da Türkçe tekbirler getirmişlerdi.

Hutbenin ardından Cuma namazı kılınmış ve kürsüye çıkan Hafız Saadettin Kaynak, makamsız olarak Türkçe bir sure okumuştu. Bunu Türkçe tekbirler ve dualar takip etmişti.

Yani CHP demek Zülüm Demek.!!!!

(Kaynak)

Türkçe Kur’an Ve Cumhuriyet İdeolojisi, 2. Baskı. İstanbul 1998.

Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 15. Baskı, 1992.

(İktibas)

Emrah Okur

ACI GERÇƏKLƏR

Atatürkçü Düşüncə Derneğinde 7 il görev almış, TGB alt yapılanmada aktif olarak çalışmış, CHP ilə sürekli təmas halinde bulunan birisi olarak söylüyorum ki : M.Kamal Asla Müslüman və də TÜRK deyildir. Nədənmi ?

Lütfən sonuna kadar okuyun və istediyiniz şəkildə inanın, yaxud inanmayın :

* Kendisi İspanyadaki zulümden Osmanlının kurtararak balkanlara yerleştirdiği Yahudilerdendir.

* Abdulhamidi deviren İttihad ve Terakki Mason örgütünün beyin takımında yer almıştır.

* Okul muallimi Şemsettin Sami, Swon Zwi adında bir yahudidir ve musevi olmayanların eğitim aldığı okulda yetişmiştir.

* Nufus Cüzdanındaki Mustafayı islami oldugu gerekçesi ile çıkartmış, kemal olan isminide ‚KAMAL‘ yapmıştır. Kamal ibranicede İlah anlamına gelir. dileyen bakabilir.

* Lozan’da bizi temsilen Yahudi Haham başısı Haim Naum’u görevlendirmiş, Ankaradaki birinci Mecliste vatan sever dindar vekilleri pasifize ettikten sonra mason olanları doldurmuştur. İkinci meclis açılış konusmasında ‚ Gökten indiği zannedilen dogmalar‘ diyerek mason nizam duruşu ile Kuranı inkar edişi bizzat videolarda mevcuttur. dileyen izler. Bu gerçekleri Sinan Meydan (ki bizzat kendisiyle sohbetlerim olmuştur), Murat Bardakçı, Ümit Zileli bildikleri halde söylemezler ; çünkü toplumun kahır ekseriyeti liderini Müslüman bilir

*Doğu Perinçek gibi Ermeni kökenli İşçi Partisi (bi dönem içlerinde bulundum) Lideri, İkibin’e Doğru dergisinde ( Bu dergi bende mevcuttur ) ‚M.Kemal’de benim gibi Ateistti demek sureti ile gerçekleri dile getirmiş, Can Dündar Abbas Güçlü ile katıldığı bir programda M.Kemal’in müslüman olmadığını ve okutulması için okullarda el yazması kitabının okutulmadığını söylemiş bu konuda da ısrar edince çalıştığı gazeteden kovulmuştur. Bunlar yakın zamanda meydana geldi dileyen araştırsın. M.Kamal ‚ ın el yazması eserlerinde İslam ile ilgili görüşlerinin olduğu kısımda Peygamberimize (haşa)Yalancı demesi, Türkleri ve Arapları kötülemesi, Pagan ve Şaman bir kültürün temsilcisi olduğunu dikte etmesi gibi şeyler mevcuttur.

* Bu eserin bir yerinde ‚Natür (doğa) İnsanı yarattı ve kendine de taptırdı‘ diyerek bu gerçeği kendi agzıylada itiraf etmiştir. Andrew Mango ile olan mülakatında ise ‚Ben dinsizim ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum.‘ demesi bu gerçeği dile getirmesi açısından bir nüanstır.

* Mason Locaları kapattırdıgı tamamen yalandır. Sadece faaliyetlerini askıya aldırttı. Çünkü Maşrık-ı Azam yapılmadı. Çünkü deist degil ateistti. Masonlar evreni dizayn eden bir ilaha inanırlar ; ama bu bozuk bir inanç olsada Ateist olanları yükseltmezler . Kendisi Makedonya Resorta Veritas Locasına hala kaydı bulunan bir masondur. Dileyene orjinal nüshasının resmini gönderebilirim. Masonlar bin yıldır yeryüzünden islamı silmek için çalışan Yahudilerin Siyonist kesimine çalışan birer saklı örgüttür. Bütün islam ülkelerinde homojen olarak dagılmış Yahudileri bulur ve kendi adlarına çalıştırır. Rusyada Çarlığı yıkıp yerine dinsiz sovyet rejimini kuran Lenin, Troçkide yahudidir. ve hala da mevcutturlar ama Putin döneminde bunlarla müthiş bir mücadeleye girişilmiştir. Yahudi oligarklarla olan mücadelesinden dolayı Türkiyede tayyipe yapılan saldırıların aynısı oradaki Yahudi Medya tarafından yapılmaktadır.

* Bugün Ukrayna’nın karışması dahi bu sebepledir. İngilizler ve Almanlar yahudi kontorlündedir. Ukrayna Rusyanın Avrupaya acılan kapısıdır. o nedenle olaylar mevcut. her ne ise dagılmasın. Fransız Lider Napolyon, Amerikanın kurucusu Washington, Karl Marks, Niectzhe, Darwin, Hüsnü Mübarek, Benazir Butto ve adını sayamadıgım bir çok kişi yahudi ve masondur. Masonların Nizam duruşu dört parmak ceket içinden içeride baş parmak dışarıda kalacak şekilde verilen pozdur. M.Kemalin bu sekilde tam 27 fotografı vardır. Bu ben sizdenim anlamı tasır.Muharref Tevrattaki Hazekel ve Mezmurlarda ‚Rab elini gögsüne koymanı istedi ve seni yücceltti.‘ ayetinin tezahürüdür.

* Dünya’da 5816 nolu kanunla korunan tek lider olma özelliğini taşır ve tarihi gerçeklerin oldugu arşivler hala acılmamıştır. Bunu sordukmu kendimize acaba neden ? Bakın arkadaşlar biz Osmanlı ve selçuklu olarak bin yıldan fazla bir süre Haçlıların burnunu yere sürtmüşüz. Adamlar kuranı elimizden almadıkça bizlere engel olamayacaklarını İsvicrenin Basel kentinde toplanan üçüncü siyonist kongrede karar olarak almışlardır. M.Kemal bu nedenle palazlandı ve ingilizlerce desteklendi. Şu anki olan olaylara bakan beni anlar. Mısırdaki İhvan Lideri, Mısır’ın Doğan Medyası benzeri medyası tarafından önce karalandı, ayaklanma için zemin hazırlandı sonra ayarladıkları Yahudi Sisi ile birlikte darbeyi yaptırttı, Tahrire toplattıkları yüz bin Kıpti Hristyanla dünyaya ‚işte Mısır Halkı burada, Mursiyi istemiyor‘ mesajı verdirtti. Ama Rabia Meydanında toplanan iki milyon Mısırlıya bir kare dahi yer vermedi.

* Seversiniz yahut nefret edersiniz o beni baglamaz ; ama aynı kumpas Tayyip Erdoğan’a da kuruldu. ben oynanan oyunu görün diyorum. Yahudileri bilmiyorsunuz. O nedenle belki bana kızıyorsunuz yada Tayyip yanlısı diyorsunuz. Asla !

Taksime toplananların %80i Alevi idi. ve bilinçli bir şeydi bu. Suriye politikasında Nusayri ( Hz. Aliye ilahlık isnad eden batıni islam dışı sapkın bir şia ekolü) Esed’e verdiği destegi çeken Tayyipe karşı Alevilerin başkaldırışıdır. Askeriye, Yargı, Bürokrasideki etkinliğini kaybeden Laik Alevilerin bilinçli organizesiydi bu. Tıpkı tarihteki Celali ve Şahkulu (Şii İran Şahı İsmaile nispetle ) İsyanlarının bir benzeri idi Ve İstiklalde toplananların içinde Rum, Ermeni Yunan ve Yahudide vardı. Aynı oyunu 31Mart Hadisesinde Abdulhamide de oynadılar. Erbakan, Menderes, Özal, Yazıcıoğlu bu sebeple hedefti.

* M.Kamal İngilizlerin 12.yüzyıldan itibaren politikalarına yön veren Yahudilerce desteklendi ve Lozan’daki anlaşma gereği İslam Öldürülmek istendi. İnkılaplara bakan bunu görür. Gelişme ve Batılılaşma işin kılıfı. Almanlar ve Japonlar bizden 22sene sonra yerle bir oldu ve imkansızlıklara ragmen 10sene içinde bizden daha iyi konuma geldi. Bunu hiç bir kemalist izah edemez.

* Türkiyedeki Basın sahiplerinden Hürriyet Sedat Simavi, Cumhuriyet Yunus ve Nadir Nadi, Sözcü Haldun Simavi,adlı Yahudiye Doğan Holding ise Aydın Doğan adlı Mason’a aittir. Bu nedenler sıkı birer kemalisttirler. Çünkü İslamın gelmesini istememektedirler. Nedeni de Ortadoğuda 1948 yılında Laik Masonik Türkiye hükümeti tarafından tanınan İsrailin varlığının tehlikeye girmesi. İşte tamda bu nedenle dehşet derecede Tayyip Düşmanlığı yapıp dünyada ellerinde bulundurdukları basınla ona saldırı gerçekleştirmektedirler. BBC, CNN VE Reuters gibi kanallar, Bir Milyonluk ak Parti Kazlıçeşme Mitinginde, ‚Tayyip karşıtları toplandı‘ diyecek kadar ahlaki olmayan bir yayın politikası ile saldırmışlardır. Mesele Tayyip degil, onun yerinde Kılıçdaroğlu olsa ona da aynı muameleyi yaparlar. Menfaatlerine ters kişilere tarih boyu bunu yaptılar. İsrail Dinoma Merkezinde nükleer çalışmaları eleştiren Clinton’a Monica Lewinsky adında yahudi kızının musallatı, Amerikan Merkez Bankın Para Basma işinin Rocsthild Yahudi ailesinden alınıp Merkez Bankasına bırakılmasını isteyen Kennedy’nin suikaste kurban gitmesi, Demokrat lideri Obamaya, Cumhuriyetçi Yahudi senatörler tarafından yapılan baskı, İsraildeki bankalara para transferinin durdurulmasını isteyen imf Baskanı Dominiq Strahus Kahn’a otelde hizmetçi bir kadının musallat edilmesi ve medya ayagı ile baskı yapılıp istifaya mecbur edilmesi,(Fransa C. Başkanı olması muhtemelken Fransız Yahudi Medyasınca linç edildi ve Şuandaki Polonya Yahudisi Francois Hollande C. Başkanı oldu) ve daha bir sürü sui kast, şantaj, manipülasyon… Yahudileri tanımayan bugünkü olayları anlamlandıramaz

* Son olarak : Türkiyede M.Kamalı savunan yazar çizer takımına bakın, ya Alevilik maskesi giymiş ama Alevilikle alakası olmayan islam karşıtları, ya Kripto Ermeni yahut Sebetayistler yada Irkçılığı gözlerini kör eden şamanist ruhlu Türklerdir. Ne olursa olsun tarihi yalanlar ilanihaye saklanamaz.

YARASALARIN HATIRINA GÜNEŞ DOĞMAKTAN VAZGEÇMEZ !!!!!

– paylaş Millet gerçekleri bir Kemalistin ağzından dinlesin.

Hala KAHRAMAN diyenin …….!!!…..

Kazım Karabekir Ankara’daki evinden İsmet Paşa’nın çayına çağrılıyorsunuz diyerek alınmış Mahkemeye çıkıncaya kadar Emniyet Müdürlüğünde yerde tahtakurularının arasında yatırılmıştı.

Mahkeme salonu subaylarla doluydu. Hakimin ( Kel Ali-Çetinkaya ) Kazım Karabekir’i savunma için ayağa kalkmasını istediğinde subaylar da onunla birlikte ayağa kalkmıştı. Hakim, buyrun oturun ikazlarına karşın subaylar oturmuyordu. Sonrasında Karabekir’in oturun işareti ile subaylar yerlerine oturmuştu. ….

Karabekir beraat kararına rağmen Atatürk’ün ölümüne kadar- siyasetten uzak durmak zorunda kaldı. Sürekli gözetim altında tutularak yaşamına devam etti.

(Kaynaklar : Yayına hazırlayan; Sümer Kılıç, İzmir Suikastı

Uğur Mumcu,Kazım Karabekir Anlatıyor.)

—————————————————

Vatan bizimdir, Kaçan Haindir. Düşmana sırtını döneni vururum, ben dönersem sizde beni vurun. Emrini veren ve ezbere FETİH Süresini okuyarak düşman üzerine giden KAHRAMAN deli HALİT PAŞA.

(1923’te Meclis koridorunda, Sırtından vurularak Şehit edildi)

————————————————

İngildere’ye tarihinin en korkunç yenilgilerinden birini yaşatan, 15 bin subay ve askerini esir alan Kut kahramanı Halil Paşa’ya, Mustafa Kemal Türkiye’ye girme yasağı, Türk dış elçiliklerinde yemek yeme yasağı koydu. Gelecek olursa derhal sınırdışı edilmesi talimatı vermesine rağmen Halil Paşa Batum üzerinden Trabzona geldi. M. Kemal’in emriyle sınır dışı edildi.

(Murat Bardakçı, Tarihçi yazar)

————————————————-

Ali Şükrü Bey, “Mehmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam zaferi Lozan’da hebâ ettiniz”

Ali Şükrü Bey’in konuşmaları en çok Mustafa Kemal Paşa’yı sinirlendirmişti.

” Meclis’te zabıt kâtipliği yapan rahmetli Mahir İz ,“Yılların İzi” isimli kitabında, Zabıt Müdürü Zeki Bey’in kulağına, “Ali Şükrü Bey bu gece idam fetvasını eliyle imza etti” diye fısıldadı. Nitekim de öyle oldu:

Birkaç gün sonra Şükrü Bey’in cesedi bulundu. İple boğularak öldürülmüş, mert bir muhalif böylece susturulmuştu. Suç, Giresunlu hemşehrisi Topal Osman Ağa’nın üzerine yıkıldı. Böylece bir taşla iki kuş vurulmuş oluyordu! Nihayet o da katledildi. Bununla da yetinilmeyerek başı kesildi. Meclis’in kapısına ayaklarından asıldı. Bu olayların ardından Birinci Meclis dağıtılıp titizlikle tek tek belirlenen isimlerden oluşan İkinci Meclis kuruldu ve Lozan bu Meclis tarafından onaylandı.

————————————————–

M.Kamal’in, orduyu savaşmadan General Allenby’e teslim etmesi (Filistin cephesindeki 70 bin kişilik orduyu tek kurşun atmadan teslim etti) sadece askeri bir ihanet değildi.

Bu aynı zamanda siyonistlere Filistin’in kapılarını açan ve bugünkü İsrail’in temelinin atıldığı dönüm noktasıydı.

„Progress in Palestine“

(The Builder (Mason Dergisi) 1919)

Bild könnte enthalten: Text

Fragezeichen drücken, um Tastatur Kurzbefehle anzuzeigen

Tastatur Kurzbefehle anzeigen

1

IC 1101

8.096 Tweets

IC 1101

@sakarya52614454

““Günahların çokluğu ümidsizliğe düşürmesin ve bu yoldan şeytana fırsat verilmesin.”

  Takipci arttirmak isteyenler beni takip etmesin lütfen.“

„الحيّ القيّوم“

Seit August 2019 bei Twitter

650 Folge ich

595 Follower

Gefolgt von Tarih Köşesi, 

🇹🇷

YAMTAR

🇹🇷

1453 

🇹🇷

🤘

🇹🇷

👆

 und 11 weiteren Personen, denen du folgst

Tweets

Tweets und Antworten

Medien

Gefällt mir

Tweets von IC 1101

IC 1101

@sakarya52614454

·

15 Std.

4- Bu eğilip bükülmeler sayesinde kütleçekim kuvveti uzayda yol alabilmektedir.

 Güneş’in büktüğü uzayda Dünya kendi yörüngesinde; 

Dünyanın büktüğü uzayda ise Ay kendi yörüngesinde yol almakta..

Bild

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

15 Std.

3- Einstein’a göre ortamda hiçbir şey yokken düz bir şekli olan uzay, ortama madde dahil olduğu zaman eğilip bükülür.

 Aklınıza gelen o en büyük cisim evet, Güneş!

Bild

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

15 Std.

2- Einstein öncelikle bu soruya cevap aradı ve buldu da. 

Kütleçekim kuvvetini ileten şeyin uzayın kendisi olduğunu keşfetti, uzayın her şey için bir altlık görevi üstlendiğini gördü.

Bild

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

15 Std.

Aralarındaki mesafe 380 bin km olan Dünya ile Ay nasıl etkileşim içine giriyorlar?

 Nasıl oluyor da Güneş, 150 milyon km öteden, bir şekilde Dünyanın hareketini etkileyebiliyor? 

Güneş, uzay denilen sonsuz boşlukta nasıl oluyor da uzanıp dünyamıza etki ediyor?

Bild

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

17 Std.

-Sigorta Ticaretleri

-Züccaciye „

-Boya „

-Kömür „

-Lüks Esya

-Bankacilik Ticaretleri

Elbette daha baska dallarda vardir.

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

17 Std.

Yahudilerin Ticaretleri 1930 civari – Türkiyede – Ist-Izmir

-Kirtasiyecilik

-Hazir Giyim

-Tereste, Agac

– ithalat, ihracat, Komisyonculuk

-Gümrük Komisyonculugu

– Deniz Acenteligi

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

17 Std.

1928 Senesinde izmirde 50.000 Yahudi yasiyordu.

Savastan sonra bu sayi 25.000 düstü.

Simdi ne kadardir acaba?

Kaynak: http://rifatbali.com/images/stories/dokumanlar/muteferrika_bahar_yaz_1996.pdf?fbclid=IwAR3WKyG86o-XyYIHcDH8lHHOWCM8BXgheN8v1cYYwFRMGxjNkZfs6WGP2ls

Bene Berit Tarihi

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

18 Std.

7- 

Allahü teâlâ Bekara sûresinde, 

„Şüphesiz ki Allah, hem çok tevbe edenleri, hem de kötü alışkanlıklardan ve kötü ahlâktan temizlenenleri sever“ buyurmaktadır“.

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

18 Std.

6- durumundaki sevâbları yazan melek diğerine, 

„Bekle belki tevbe eder“ diyerek günâhı hemen yazdırmaz. 

Cenâb-ı Hak çok merhametli olduğu için çeşitli vesîlelerle kişinin günâhını affeder.

 Yeter ki insan geç de olsa hatâsını anlayıp pişman olsun.

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

18 Std.

5- Ben henüz bir suç işlemeden bana böyle kızan birisi acaba suç işlemiş olduğum zaman ne yapar? 

Cenab-ı Hak, kullarını kendisine isyan ettiği zaman hemen günah yazmaz, onun tevbe etmesini pişman olmasını bekler. 

İnsan bir günâh işlediği vakit, sol omuzdaki meleğin âmiri

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

18 Std.

4-  ki, aynı bir günde bende yetmiş günâh birden görse, benim sahibim yine de öfkelenmez, beni kapısından kovmaz, ni’metinden mahrûm etmez.

 Böyle bir durumda ben O’nun kapısından nasıl ayrılayım da, henüz bir suç bile işlememişken bana öfkelenen birisinin kapısına geleyim?

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

18 Std.

3- geldiğinde beni istemediğin bir işi yaparken görsen ne yaparsın?

 Onun bu sözüne şiddetle öfkelenen hükümdar:

„Bana böyle şeyler söylemeğe nasıl cüret edersin?“ diye bağırdı.

Bunun üzerine o zât da şöyle dedi: 

„Benim kerîm bir Rabbim var. 

O derece kerîm, o derece cömert

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

18 Std.

2- kendisiyle sohbet arkadaşı olmasını ricâ etti. 

Bu zât hükümdara şöyle cevap verdi: 

„Ey hükümdar, bu isteğin güzel! Ancak olur ya, yanlış bir iş yapsam beni affeder misin? 

Yoksa hemen cezâlandırır mısın?“

„Ne gibi bir yanlışın olabilir?“

„Meselâ bir gün sarayına

Diesen Thread anzeigen

IC 1101

@sakarya52614454

·

18 Std.

Menkıbeler  -19- 

„Benim sahibim senin gibi böyle öfkelenmez“

Vaktiyle bütün gününü Cenâb-ı Hakka ibâdet ile geçiren birisi, zamanın hükümdarına methedilmişti. 

Onunla sohbet arkadaşı olması tavsiye edilmişti. 

Hükümdar, methini işittiği o Allah dostunu sarayına çağırtarak

Bild

Diesen Thread anzeigen

IC 1101 hat retweetet

Physics-astronomy.org

@OrgPhysics

·

19 Std.

Yonshakudama, a 420kg fireworks shell with a diameter of 1.2m…

0:41

33,1 Tsd. Aufrufe

Eingebettetes Video

IC 1101

@sakarya52614454

·

19 Std.

jUPITERIN AY,i (Io) 

Bulutlarin arasinda

8,3 Millionen Kilometreden cekilmis

 (NASA, JPL-Caltech, Voyager 1; Verarbeitung: Alexis Tranchandon)

(Io) (Bu Ay,da Volkan Patlamalari gözlenmis) Baska bir haberden.

Tweet zitieren

Antonio Paris

@AntonioParis

 · 20 Std.

In this photo, the moon Io stands against the background of Jupiter’s diffuse swirling cloud bands. Image was taken from Voyager’s camera from a distance of about 8.3 million kilometers. (NASA, JPL-Caltech, Voyager 1; Processing: Alexis Tranchandon)

Bild

Bild

Bild

Bild

Bild

Bild

Bild

Was dir gefallen könnte

Alazebyar

@alazebyar

•◉༺ 🅓🅡&🅐🅢 ༻◉•

@___CiX___

Burhan GÜNDEM

@burhan06gundem

Mehr anzeigen

Aktuelle Trends

Trends für dich

Trend in Deutschland

#Ukraine

20.700 Tweets

Trend in Deutschland

#Sachsen

1.087 Tweets

Trend in Deutschland

#Lufthansa

ANADOLU AGENCY (ENG) twittert darüber

Trend in Deutschland

#bundesligapotm

Trend in Deutschland

Nazi

54.900 Tweets

Mehr anzeigen

Bedingungen

Datenschutzrichtlinien

Cookies

Impressum

Anzeigen-Info

Mehr

© 2019 Twitter, Inc.

Markus GelauAbonnieren

28. November um 09:49

der vatikan (so vermelden qualitätsmedien heute) gesteht offen ein, viele hundert millionen euro spenden für bedürftige genau an die weitergeleitet zu haben.

also halt nicht an die *bedürftigen*, die wir uns so vorstellen. sondern eben an sich selbst. denn wenn der vatikan mit seinen adipösen, goldbehängten pfaffen seit 2.000 jahren eines ist, dann: bedürftig. bedürftig nach irdischen reichtümern. die lassen sich die kirchen seit laaaanger zeit sehr gern von gutgläubigen christen übereignen: denn der ̶r̶̶e̶̶i̶̶c̶̶h̶̶t̶̶u̶̶m̶ ruhm gottes muss gemehrt werden!

im aktuellen fall wurden schlicht millionen spenden-euro in luxus-immobilien gesteckt.

aber wisst ihr, DAS ist gar nicht der eigentliche skandal. die eigentliche kacke mit diesem ganzen aufgeblähten kirchen-apparat, der vorgibt, uns das wort gottes gegen gute bezahlung predigen und erklären zu müssen, ist das hier:

frohlocket ihr schafe! auch dieses jahr verbuchen die kirchen auch in unserem land wieder: rekordeinnahmen. und bevor wir aufgeklärten, abendländischen humanisten wieder dicke backen machen über länder (wie die türkei), die die trennung ihrer steinzeitreligion von ihrem staatsgebilde noch nicht so ganz auf die kette bekommen haben: beschäftigen wir uns doch mal wieder mit unseren eigenen altlasten. übrigens: nur ca 5% (in worten: FÜNF!!!!) der jährlichen kirchen-einnahmen kommen sozialen zwecken zugute. den traurigen, nicht mehr erwähnenswerten… kläglichen rest von 95% der kohle stecken die kirchen in ihre tasche. aber hey – dafür brennt ihr leichtgläubigen ja auch nicht im fegefeuer. das ist nun mal der deal.

die kosten von KIRCHLICHEN schulen, kindergärten, krankenhäusern, altenheimen etc. werden fast ganz – zwischen 85 und 100 prozent – aus ÖFFENTLICHEN steuermitteln finanziert. also von uns. von dir und von mir. bedeutet: selbst wenn du dich zu den vernunftbegabten bildungsbürgern zählst, die religiöse institutionen als das empfinden, was sie sind: scheiße am schuh und opium fürs volk, ZAHLST du für sie. und nicht nur für sie, sondern für ihren profit. was nicht automatisch heißt, dass dein atheistisches, gottloses balg einen der raren kindergartenplätze in einem der von DIR finanzierten, zahlreichen kirchlichen kindergärten bekäme, versteht sich.

und möchtet ihr braven schafe wissen, was wir noch zahlen? richtig, die gehälter der deutschen bischöfe und kardinäle. die bezahlen aufgrund einer 200 jahre alten vereinbarung (true story): WIR. und nicht etwa die kirche. wird nicht sooo viel sein? nun: über 440 MILLIONEN EURO zahlen wir, die brav schuftenden schafe, jedes jahr. nicht für oblaten. nicht für den aufbau von notre dame oder für plätze in kirchlich geführten kindergärten, nein nein. wir zahlen 440 MILLIONEN EURO für die gehälter der kirchenoberen.

denkt da ruhig auch mal daran, wenn sich demnächst die zahl der abhängigen der tafel mal wieder verdoppelt hat. aber auch, wenn wir mal wieder über arabische mittelalterstaaten lächeln, in denen der staatsapparat vom klerus nicht zu trennen ist.

ah und noch was. ihr pfaffen: euch widme ich eines meiner lieblingszitate aus EURER heiligen schrift. euch und den 2,3 katholiken, die hier mitlesen. denkt mal drüber nach.

1945 wurde in nag hammadi (ägypten) eine aramäische schrift (die sprache, die euer angeblicher gottessohn sprach) entdeckt. die sogenannte nag-hammadi-bibliothek ist der bedeutendste frühchristliche schriftenfund. das enthaltene „thomas evangelium“ wird von wissenschaftlern mittlerweile als DAS dokument bewertet, das den worten des historischen jesus am nahesten kommt, wahrscheinlich sogar seine worte authentisch wiedergibt. die folgenden sätze aus diesem „thomas evangelium“ machen schnell klar, warum der kirche diese schrift gaaaanz schwer im magen liegt.

„das reich gottes ist inwendig in euch und überall um dich herum; NICHT in gebäuden aus holz und stein. spalte ein stück holz und ich bin da, hebe einen stein auf und du wirst mich finden.“

Frankreich – Eine Schwester mit Niqāb ging in einen Supermarkt, um ihren Einkauf zu erledigen. Als sie bezahlen wollte und ihren Einkauf auf die Kasse legte, bediente sie eine arabische Frau, die nicht bedeckt war. Nach einer Weile, als sie ihren Einkauf scannte, schaute die Kassiererin die Schwester genervt an und sagte:

„Wir haben viele Probleme in diesem Land und du bist eines davon! Wir sind hier her ausgewandert, um einen guten Job zu haben und Handel zu betreiben, nicht um unsere Religion und unsere Kultur hier her zu bringen! Wenn du deine Religion praktizieren und den Niqāb tragen willst, dann geh zurück in dein arabisches Land und mach dort was du willst!“

Die Schwester stoppte, den Einkauf in ihre Tüten zu packen und hob ihren Niqāb an. Die Kassiererin war schockiert, denn die blonde und blauäugige Schwester antwortete:

„Ich bin eine Französin, ebenso bin ich hier geboren, und keine arabische Migrantin. Ich lebe in diesem Land und das ist mein Dīn – der Islam. Ihr „geborenen“ Muslime, habt eure Religion verkauft und wir haben ihn im nachhinein von Allāh ta’ālā geschenkt bekommen!“

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ ۚ ذَٰلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاءُ ۚ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ (٥٤)

O die ihr glaubt, wer von euch sich von seiner Religion abkehrt -, so wird Allah Leute bringen, die Er liebt und die Ihn lieben, bescheiden gegenüber den Gläubigen, mächtig (auftretend) gegenüber den Ungläubigen, und die sich auf Allahs Weg abmühen und nicht den Tadel des Tadlers fürchten. Das ist Allahs Huld, die Er gewährt, wem Er will. Allah ist Allumfassend und Allwissend. [5:54]

Keine Fotobeschreibung verfügbar.

 TÜRKLER 15 BİN YILDIR ANADOLUDA

1071 TÜRKLERİN ANADOLUYA İLK GELİŞ DEĞİL SON VE EBEDİ GELİŞ TARİHİDİR.

TÜRK’üm Diyorsan BİLMEK Zorundasın …

1. Tarihte Kurulan İlk Türk Devleti,Asya Hun Devleti

2. Türk Adı İle Kurulan İlk Milli Türk Devleti,I.Göktürk Devleti

3. Yerleşik Yaşama Geçen İlk Türk Devleti, Uygurlar

4. Yazıyı İlk Kullanan Türkler, II. Göktürk ( Kutluklar )

5. Avrupa’da Kurulan İlk Türk Devleti, Avrupa Hun Devleti

6. İstanbul’u İlk Kuşatan Türkler, Avarlar

7. Alfabeyi İlk Kullanan Türkler, Türgişler

8. Parayı ilk kullanan Türkler, Sibirler

9. İlk Türk Parasını Basan Türkler, Türgişler

10. Bizans’la Siyasal İlişki Kuran İlk Türkler, Göktürkler

11. Türk Tarihinin İlk Yazılı Antlaşması, Asya Hun-Çin Ant.

12. İlk Türk Alfabesi, Göktürk –Orhon Alfabesi

13. Töreyi yazı hale getiren ilk Türkler, Uygurlar

14. Türk Tarihi ile ilk yazılı belgeler, Orhun Kitabeleri

15. Tarihte ilk onlu sisteme dayalı ordu, Asya Hunları-Metehan

16. İlk Türk Hükümdarı, Teoman, Asya Hun Devleti

17. Türk adı ilk defa, ÇİN KAYNAKLARINDA Geçer.

18. Türlerin ilk başkenti, Ötüken

19. İlk hayvan sanat üslubu, İSKİTLER

20. İlk ceket, pantolon, kemer ve kemer tokası, İskitler

21. Yabancı dinleri benimseyen ilk Türkler, Uygurlar

22. Anadolu’ya ilk gelen Türkler, Hunlar

23. İlk atlı göçebe Türk uygarlığı, İskitler

24. Kâğıt ve matbaayı ilk kullanan Türkler, Uygurlar

25. Tarihte atı ilk evcilleştirilen millet, Türkler

26. İlk yazılı Türk Milli Tarih kaynağı, Orhun Kitabeleri

27. İlk yoğurt, pastırma ve konserve et, Türkler

28. En uzun destanı, Manas-Kırgızlar 29. Musevi olan tek Türkler, Hazarlar

30. İslamiyet’i kabul eden ilk Türk boyu,Karluklar

31. İlk Müslüman Türk devleti,Karahanlılar

32. İlk Müslüman Türk İmparatorluğu,Gazneliler

33. Mısır’da kurulan ilk Türk İslam Devleti, Tolunoğulları

34. Hicaz bölgesine hâkim olan ilk Türk devleti, İhşitler

35. Hindistan’a İslamiyet’i ilk götüren Türkler, Gazneliler

36. Türkçeyi resmi dil ilan eden ilk Türk Devleti, Karahanlılar

37. Türkçeyi resmi dil ilan eden ilk Türk Beyliği, Karamanoğulları

38. Türklerin Anadolu’daki ilk başkenti, İznik

39. İlk Türk denizcisi ve Amirali, Çaka Bey

40. Selçukluların Bizans’la yaptığı ilk savaş, Pasinler

41. Türk âleminin ilk sözlüğü, Divan-I Lügati’t Türk

42. İlk Türkçe Siyasetname Eseri, Kutadgu-Bilig

43. İstanbul’u İlk Kuşatan Müslüman Türk Devleti, Çaka

44. İlk Türk-İslam Medresesi, Gazneniler, Beyhakiye Medresesi

45. Anadolu’da İlk Cami, Diyarbakır Ulu Cami

46. Anadolu’da İlk Dini-Siyasi Ayaklanma, Babai İsyanı

47. Anadolu’da ilk destan, Danişmentname

48. 2500 yıl önce bile, çöl ortasında „TURFAN’da SEBZE VE MEYVE“ yetiştirebilen ilk millet Türklerdir.

49.İslamı bedevi kabile dini olmaktan kurtarıp yayan Türklerdir.Türkler islamla şereflendirildi.

50. İslamın Avrupaya yayılmasında büyük katkı sağlayânda Türklerdir. Hani Türkler dünyaya nizam vermiştir deniyor ya bu söz boşa söylenmemiştir.

51. Nizami devlet düzenini ilk uygulayan Türklerdir Selçuklular.

52. İklim şartlarını değiştiren Jada – Yada taşını ilk ve tek kullanan millet Türklerdir. bir taş anıt ya da gömüt bulunmuşsa, orada yapılan kazılarda, Orta Asya Türklerinin eski çağlarda “Yada Taşı” dedikleri;

53.Alpler Avrupanın en büyük dağları olmasına rağmen Avrupadaki hiç bir dilde Alp’in anlamı yoktur.37 Türk lehçesinde ise Alp ‚Yüce‘ ve Er demektir

54. Avrupalı’ların Ataları Türk’tür Batılı uzmanlar, binlerce yıl önce Avrupa’ya yayılan göç hareketlerini

55. 1453, İstanbul’un ilk alınışı değildir. Bu tarih Anadolu’nun fethi değil”geri alınışı” dır

1453 tarihi, İstanbul’un Türklerin eline geçiş tarihi değildir.

Daha ziyade „İSTANBUL’UN TÜRKLER TARAFINDAN GERİ ALINIŞ TARİHİ“

56. OZ Damgası ruhların dönerek Tanrıya ulaşmasını simgeleyen Kayıp Kıta MU kaynaklı Türk damgasıdır.

57.Dîvânu Lugâti’t-Türk’teki harita, Japonya’nın gösterildiği ilk dünya haritasıdır

58. Türkler 15 bin yıldır Anadolu’da. 1071 tarihi, Türklerin Anadolu’ya ilk değil, son geliş tarihidir

59.Romalılardan önce İtalya yarımadası’nda yaşayan Etrüsklerin konuştuğu dil olan Etrüskçe, Türkçe kökenlidir.

Ne Mutlu Müslüman Türk’üm Diyene.

2

Diesen Inhalt verbergen oder melden

Gefällt mir

 · Antworten · 2 Tag(e)

1914 nüfus sayımına göre İzmir’deki 211 bin kişiden 73 bini Rum, 19 bini Ermeni, 24 bini Musevi, 1785’i Latin idi.Araştırmacı Kondoyannis’e göre ise 1921 yılında toplam nüfus 276 bin ve bunun da 140 bini Rum’du. Ayrıca Osmanlı vatandaşı olmayan 10 bin kişi daha vardı.Sizin anlayacağınız 3 yıl 3 ay 15 günlük işgal boyunca Yunana bir kurşun dahi sıkmayan İzmir’in büyük çoğunluğu Müslüman olmayan Rum, Yahudi, Ermeni ve Latin Katoliklerden oluşuyordu.Bir de bunlara ilaveten Mustafa Kemal’in Dersim Operasyonu sonrası asimile politikası nedeniyle İzmir ve çevresine sürdüğü Ermeni ve Yunandan farkı olmayan, 780 yıldır bize içeriden kurşun sıkan Tuncelili Aleviler var.O dönem 198 Ortadoks kilisesi ve en eskisi olan Yukarı Mahalle’de bulunan Aylos İoannis o Theoloğos kilisesi bugün hala Yunan sevici İzmirlilere hizmet vermeye devam etmekte.Yunan hayranlıklarının nereden geldiğini, Chp neden hep birinci parti çıktığını, Cami basıp müezzinleri neden dövdüklerini, niçin „Gavur İzmir“ dendiğini anladınız herhalde.

Evet-Hayır referandumu öncesi „Evet diyenleri denize dökeceğiz“ diyen Chp Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un dedesi olan Mahmut Esad Bozkurt 1911 yılında Trablusgarp Savaşı başlayınca İzmir’den İsviçre’ye kaçmış, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı boyunca yurtdışında kalmış, Kurtuluş Savaşı sonları ülkeye dönerek Mustafa Kemal tarafından Adalet Bakanı yapılmış, Ankara Tren Garı Mustafa Kemal’in Özel Kalem Müdürünün odasında Mustafa Kemal’e, „Avrupanın bizi kabul etmesi için dinimiz Hristiyanlık olsun, Hristiyanlığında en yumuşak kolu olan Protestanlığa geçelim“ diyen İzmirli bir yavşaktı.Savaş kaçkını bu yavşağı Adalet Bakanı yapan CHP, Yunan askeri İzmir’e çıktığında „katlettiğiniz her Türk kanı kutsaldır“ deyip tuz serpen İzmirli Rum Papaz Hrisostomos’u, Türk ordusu İzmir’e girdiğinde linç ettiren Sakallı Nurettin Paşa’ya ise yapmadık zulüm bırakmadı.

Mustafa Kemal ve Ecevit’in eroin fabrikaları açtığı bu ülkede İzmir Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı Mustafa Güney’in 28 yaşındaki oğlu İsmail Güney esrar ve eroin satma suçlarından tutuklanmıştı.İzmirli Murat Başoğlu, abisinin kızı öz yeğenini düdükledi.İzmirli Yunus Nadi’nin gazetesi Cumhuriyet, yetişkin olduktan sonra aile içi „ensest“ ilişki normaldir diye başlık attı.İzmir’den gidip Rodop ilinin Ortacı köyüne yerleşen kişi öz kızına 6 yaşından 9 yaşına kadar tecavüz etmekten tutuklandı. Chp eski müsteşarı 84 yaşındaki Profesör Sami Kendir küçük çocukları beş yıl boyunca taciz etmekten 18 yıl 9 ay cezaya çarptırıldı.Halk tv’de konuşan ve çılgınca alkışlanan Girit savaş kaçkını bir sülaleden gelen 2,5 milyarlık çalıntı kitap yazarı Yılmaz Özdil „Erkek arkadaşları ile bizim kızlarımızı bir haftaya kadar istediği yere tatile gidebilir, beraber kalabilirler“ dedi.Doğu’nun en çok çalan elektrik ve su hırsızı olması gibi İmar Barışı ile birlikte en çok kaçak binanın İzmir’de olduğu ortaya çıktı.Senin benim gibi Türkçe konuşan, çoğunluğu Rum, Yunan, Ermeni, Yahudi ve Atatürk’ün asimile ederek sürdüğü Dersimli Kürtler ile Alevileri, 15 Mayıs 1919’da Alsancak’ta Yunanı çiçeklerle karşılayan, Yunan gitti diye üzülen bir şehrin yarıdan fazlasının bize birebir zıt olması, bu ülkeye, İslâm ve Müslümana düşman olan sanatçı, gazeteci, avukat, politikacı kılığına girmiş olan herkesin arkasında durmaları kafanızdaki bütün soruların cevabıdır.

ACI GERÇƏKLƏR

Atatürkçü Düşüncə Derneğinde 7 il görev almış, TGB alt yapılanmada aktif olarak çalışmış, CHP ilə sürekli təmas halinde bulunan birisi olarak söylüyorum ki : M.Kamal Asla Müslüman və də TÜRK deyildir. Nədənmi ?

Lütfən sonuna kadar okuyun və istediyiniz şəkildə inanın, yaxud inanmayın :

* Kendisi İspanyadaki zulümden Osmanlının kurtararak balkanlara yerleştirdiği Yahudilerdendir.

* Abdulhamidi deviren İttihad ve Terakki Mason örgütünün beyin takımında yer almıştır.

* Okul muallimi Şemsettin Sami, Swon Zwi adında bir yahudidir ve musevi olmayanların eğitim aldığı okulda yetişmiştir.

* Nufus Cüzdanındaki Mustafayı islami oldugu gerekçesi ile çıkartmış, kemal olan isminide ‚KAMAL‘ yapmıştır. Kamal ibranicede İlah anlamına gelir. dileyen bakabilir.

* Lozan’da bizi temsilen Yahudi Haham başısı Haim Naum’u görevlendirmiş, Ankaradaki birinci Mecliste vatan sever dindar vekilleri pasifize ettikten sonra mason olanları doldurmuştur. İkinci meclis açılış konusmasında ‚ Gökten indiği zannedilen dogmalar‘ diyerek mason nizam duruşu ile Kuranı inkar edişi bizzat videolarda mevcuttur. dileyen izler. Bu gerçekleri Sinan Meydan (ki bizzat kendisiyle sohbetlerim olmuştur), Murat Bardakçı, Ümit Zileli bildikleri halde söylemezler ; çünkü toplumun kahır ekseriyeti liderini Müslüman bilir

*Doğu Perinçek gibi Ermeni kökenli İşçi Partisi (bi dönem içlerinde bulundum) Lideri, İkibin’e Doğru dergisinde ( Bu dergi bende mevcuttur ) ‚M.Kemal’de benim gibi Ateistti demek sureti ile gerçekleri dile getirmiş, Can Dündar Abbas Güçlü ile katıldığı bir programda M.Kemal’in müslüman olmadığını ve okutulması için okullarda el yazması kitabının okutulmadığını söylemiş bu konuda da ısrar edince çalıştığı gazeteden kovulmuştur. Bunlar yakın zamanda meydana geldi dileyen araştırsın. M.Kamal ‚ ın el yazması eserlerinde İslam ile ilgili görüşlerinin olduğu kısımda Peygamberimize (haşa)Yalancı demesi, Türkleri ve Arapları kötülemesi, Pagan ve Şaman bir kültürün temsilcisi olduğunu dikte etmesi gibi şeyler mevcuttur.

* Bu eserin bir yerinde ‚Natür (doğa) İnsanı yarattı ve kendine de taptırdı‘ diyerek bu gerçeği kendi agzıylada itiraf etmiştir. Andrew Mango ile olan mülakatında ise ‚Ben dinsizim ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum.‘ demesi bu gerçeği dile getirmesi açısından bir nüanstır.

* Mason Locaları kapattırdıgı tamamen yalandır. Sadece faaliyetlerini askıya aldırttı. Çünkü Maşrık-ı Azam yapılmadı. Çünkü deist degil ateistti. Masonlar evreni dizayn eden bir ilaha inanırlar ; ama bu bozuk bir inanç olsada Ateist olanları yükseltmezler . Kendisi Makedonya Resorta Veritas Locasına hala kaydı bulunan bir masondur. Dileyene orjinal nüshasının resmini gönderebilirim. Masonlar bin yıldır yeryüzünden islamı silmek için çalışan Yahudilerin Siyonist kesimine çalışan birer saklı örgüttür. Bütün islam ülkelerinde homojen olarak dagılmış Yahudileri bulur ve kendi adlarına çalıştırır. Rusyada Çarlığı yıkıp yerine dinsiz sovyet rejimini kuran Lenin, Troçkide yahudidir. ve hala da mevcutturlar ama Putin döneminde bunlarla müthiş bir mücadeleye girişilmiştir. Yahudi oligarklarla olan mücadelesinden dolayı Türkiyede tayyipe yapılan saldırıların aynısı oradaki Yahudi Medya tarafından yapılmaktadır.

* Bugün Ukrayna’nın karışması dahi bu sebepledir. İngilizler ve Almanlar yahudi kontorlündedir. Ukrayna Rusyanın Avrupaya acılan kapısıdır. o nedenle olaylar mevcut. her ne ise dagılmasın. Fransız Lider Napolyon, Amerikanın kurucusu Washington, Karl Marks, Niectzhe, Darwin, Hüsnü Mübarek, Benazir Butto ve adını sayamadıgım bir çok kişi yahudi ve masondur. Masonların Nizam duruşu dört parmak ceket içinden içeride baş parmak dışarıda kalacak şekilde verilen pozdur. M.Kemalin bu sekilde tam 27 fotografı vardır. Bu ben sizdenim anlamı tasır.Muharref Tevrattaki Hazekel ve Mezmurlarda ‚Rab elini gögsüne koymanı istedi ve seni yücceltti.‘ ayetinin tezahürüdür.

* Dünya’da 5816 nolu kanunla korunan tek lider olma özelliğini taşır ve tarihi gerçeklerin oldugu arşivler hala acılmamıştır. Bunu sordukmu kendimize acaba neden ? Bakın arkadaşlar biz Osmanlı ve selçuklu olarak bin yıldan fazla bir süre Haçlıların burnunu yere sürtmüşüz. Adamlar kuranı elimizden almadıkça bizlere engel olamayacaklarını İsvicrenin Basel kentinde toplanan üçüncü siyonist kongrede karar olarak almışlardır. M.Kemal bu nedenle palazlandı ve ingilizlerce desteklendi. Şu anki olan olaylara bakan beni anlar. Mısırdaki İhvan Lideri, Mısır’ın Doğan Medyası benzeri medyası tarafından önce karalandı, ayaklanma için zemin hazırlandı sonra ayarladıkları Yahudi Sisi ile birlikte darbeyi yaptırttı, Tahrire toplattıkları yüz bin Kıpti Hristyanla dünyaya ‚işte Mısır Halkı burada, Mursiyi istemiyor‘ mesajı verdirtti. Ama Rabia Meydanında toplanan iki milyon Mısırlıya bir kare dahi yer vermedi.

* Seversiniz yahut nefret edersiniz o beni baglamaz ; ama aynı kumpas Tayyip Erdoğan’a da kuruldu. ben oynanan oyunu görün diyorum. Yahudileri bilmiyorsunuz. O nedenle belki bana kızıyorsunuz yada Tayyip yanlısı diyorsunuz. Asla !

Taksime toplananların %80i Alevi idi. ve bilinçli bir şeydi bu. Suriye politikasında Nusayri ( Hz. Aliye ilahlık isnad eden batıni islam dışı sapkın bir şia ekolü) Esed’e verdiği destegi çeken Tayyipe karşı Alevilerin başkaldırışıdır. Askeriye, Yargı, Bürokrasideki etkinliğini kaybeden Laik Alevilerin bilinçli organizesiydi bu. Tıpkı tarihteki Celali ve Şahkulu (Şii İran Şahı İsmaile nispetle ) İsyanlarının bir benzeri idi Ve İstiklalde toplananların içinde Rum, Ermeni Yunan ve Yahudide vardı. Aynı oyunu 31Mart Hadisesinde Abdulhamide de oynadılar. Erbakan, Menderes, Özal, Yazıcıoğlu bu sebeple hedefti.

* M.Kamal İngilizlerin 12.yüzyıldan itibaren politikalarına yön veren Yahudilerce desteklendi ve Lozan’daki anlaşma gereği İslam Öldürülmek istendi. İnkılaplara bakan bunu görür. Gelişme ve Batılılaşma işin kılıfı. Almanlar ve Japonlar bizden 22sene sonra yerle bir oldu ve imkansızlıklara ragmen 10sene içinde bizden daha iyi konuma geldi. Bunu hiç bir kemalist izah edemez.

* Türkiyedeki Basın sahiplerinden Hürriyet Sedat Simavi, Cumhuriyet Yunus ve Nadir Nadi, Sözcü Haldun Simavi,adlı Yahudiye Doğan Holding ise Aydın Doğan adlı Mason’a aittir. Bu nedenler sıkı birer kemalisttirler. Çünkü İslamın gelmesini istememektedirler. Nedeni de Ortadoğuda 1948 yılında Laik Masonik Türkiye hükümeti tarafından tanınan İsrailin varlığının tehlikeye girmesi. İşte tamda bu nedenle dehşet derecede Tayyip Düşmanlığı yapıp dünyada ellerinde bulundurdukları basınla ona saldırı gerçekleştirmektedirler. BBC, CNN VE Reuters gibi kanallar, Bir Milyonluk ak Parti Kazlıçeşme Mitinginde, ‚Tayyip karşıtları toplandı‘ diyecek kadar ahlaki olmayan bir yayın politikası ile saldırmışlardır. Mesele Tayyip degil, onun yerinde Kılıçdaroğlu olsa ona da aynı muameleyi yaparlar. Menfaatlerine ters kişilere tarih boyu bunu yaptılar. İsrail Dinoma Merkezinde nükleer çalışmaları eleştiren Clinton’a Monica Lewinsky adında yahudi kızının musallatı, Amerikan Merkez Bankın Para Basma işinin Rocsthild Yahudi ailesinden alınıp Merkez Bankasına bırakılmasını isteyen Kennedy’nin suikaste kurban gitmesi, Demokrat lideri Obamaya, Cumhuriyetçi Yahudi senatörler tarafından yapılan baskı, İsraildeki bankalara para transferinin durdurulmasını isteyen imf Baskanı Dominiq Strahus Kahn’a otelde hizmetçi bir kadının musallat edilmesi ve medya ayagı ile baskı yapılıp istifaya mecbur edilmesi,(Fransa C. Başkanı olması muhtemelken Fransız Yahudi Medyasınca linç edildi ve Şuandaki Polonya Yahudisi Francois Hollande C. Başkanı oldu) ve daha bir sürü sui kast, şantaj, manipülasyon… Yahudileri tanımayan bugünkü olayları anlamlandıramaz

* Son olarak : Türkiyede M.Kamalı savunan yazar çizer takımına bakın, ya Alevilik maskesi giymiş ama Alevilikle alakası olmayan islam karşıtları, ya Kripto Ermeni yahut Sebetayistler yada Irkçılığı gözlerini kör eden şamanist ruhlu Türklerdir. Ne olursa olsun tarihi yalanlar ilanihaye saklanamaz.

YARASALARIN HATIRINA GÜNEŞ DOĞMAKTAN VAZGEÇMEZ !!!!!

– paylaş Millet gerçekleri bir Kemalistin ağzından dinlesin.

Melisa Şeyda